15 Temmuz 2012 Pazar

The Amazing Spider-Man

The Amazing Spider Man

Örümcek Adam serisi, çok tartışılan Sam Raimi üçlemesinden sonra, Marc Webb yönetmenliğinde tekrar karşımızda. Filmin isminde geçen ve Örümcek Adam çizgi romanlarıyla  ilgili olmayan kesimler, 'Amazing' yani 'İnanılmaz' kelimesini, bir film tanıtımı, film ismi olarak görseler de aslında olay Örümcek Adam severlerin bildiği üzere çok farklı. The Amazing Spider Man, Örümcek Adam çizgi romanlarından birisinin ismi ve film de bu serinin uyarlaması olarak karşımıza çıkıyor.

Burada The Amazing Spider Man çizgi romanıyla ilgili kısa bir bilgi vermekte fayda var. 1963'te ilk basımı yapılan bu seri 1999'a kadar devam ederken, daha sonra da bir reboot geçirerek, seride kronolojik olarak başa dönüldü ve basım bu şekilde devam etti.

Not: Bundan sonrası filmle ilgili spoiler içerir.

Filme Geçecek Olursak:

Karşımızda yepyeni bir Örümcek Adam evreni var artık. Kimsenin Peter Parker rolüne yakıştıramadığı Tobey Maguire yerine bu role seçilen isim son dönem genç oyuncular arasında yıldızı parlayan Andrew Garfield. Öncelikle şunu belirtmek gerekir ki, Andrew Garfield'in Peter Parker oyunculuğu, Tobey Maguire'nin fersah fersah önünde. Tobey Maguire'de bu role yakışmayan bir şeyler vardı. Sanki Peter Parker'ın o esprili, dışarıdan ezik görünen fakat aslında çok zeki halini yansıtamıyordu. Andrew Garfield ise tam tersi bu role, hem fiziksel hem de Peter Parker'ın özelliklerini yansıtması bakımından çok daha başarılı bir tercih olmuş.

Filmimiz bir başlangıç filmi olarak, Sam Raimi'nin, Spider Man filmine paralel olarak Peter'ın lise hayatını anlatarak başlıyor. Fakat burada iki film arasında bu noktaya gelmeden önce bir ayrışma var. Raimi filminin başında Peter'ın hayatıyla beraber Oscorb'a yoğunlaşırken, Webb, The Amazing Spider-Man'de, flashbacklerle Peter'ın çocukluğuna ve ebeveynlerine yoğunlaşmayı tercih ediyor. Aslında her iki yönetmenin tercihleri de filmin ileride karşımıza çıkacak kilit noktalarında bir anahtar oluyor. Fakat, The Amazing Spider-Man'ın flashback sahneleri çok başarısız, yetersiz ve yavan. Geçmişe dair açıklamalar gelse de, izleyiciyi ikna etmeyen bir şeyler, bir yapaylık hep kalıyor.

Peter Parker'ın lise yaşamına geri dönecek olursak, karşımızda malumunuz fotoğrafçılıkla ilgilenen, dışarıdan 'nerd' olarak gözüken, içe kapanık bir Peter portresi var. Spider Man'de aşık olduğu Mary Jane Watson'u, The Amazing Spider-Man'de ise aşık olduğu Gwen Stacy'i uzaktan izlemekle ve fotoğraflarına bakmakla yetinen bir Peter. Ve burada tabi ki filmin olmazsa olmazlarından, Spider Man evreninin de vazgeçilmezlerinden, okulun kötü çocuğu, Peter'ın aslında içten içe en nefret ettiği kişilerin başında gelen ve Peter 'güç'e kavuşunca alt edeceği ilk insan Flash Thompson. Raimi'nin çizdiği Flash portresi biraz daha kara iken, yani sadece kötü birisi olarak gösterilmişken, Webb'in çizdiği Flash portresi biraz daha gri. Özellikle filmin sonuna doğru bu kendisini gösteriyor.

Bu arada klasik olarak Peter'ın Ben Amcası ve May Halası ile olan ilişkilerine de değinilirken sanki bu noktada Raiminin filmi daha doyurucu geliyor. Webb'in filminde her sahne biraz aceleye gelmiş, biraz daha sonuca ulaşmak için çekilmiş havası var. Bu rahatsız edici bir durum çünkü, karakterlerin yaptıkları hareketler ve söyledikleri sözler durum böyle olunca içi boş kalmış oluyor ve nedensizleşiyor.

Peter'ın babasının çantası ve içinde babasıyla Curt Connors'un resmini bulması akabinde Peter'ın Oscorb macerası başlıyor. İki filmi birbirinden keskin bir çizgiyle ayıran en temel unsurlardan birisi de Oscorb. Raimi'nin filminde, Oscorb öğesi hem Peter'ın yakın arkadaşı Harry Osborn ile olan ilişkisi, hem de bu ilişki sayesinde gördüğümüz Norman Osborn sayesinde daha hatları çizilmiş bir haldeydi. Oscorb'u, başındaki kişileri ve Oscorb'un ne üzerinde çalıştığını, neticesinde Norman'ın, Yeşil Cin'e dönüşünü görmüştük. The Amazing Spider-Man'de ise, Oscorb'un yüzü olarak Curt Conners dışında ona emir veren Rajit Ratha karakteri ve ölüm döşeğinde olduğu söylenen bir Norman Osborn isim telaffuzu dışında hiç bir şey yok. Webb'in yarattığı Oscorb gizemi biraz Fringe'in ilk sezonlarındaki Massive Dynamics gizemine benziyor. Şirketi temsil eden bir yüz var, fakat şirketin arka planını bilmiyoruz. Hiç şüphesiz, Raimi'nin Spider Man'ında baş düşman Green Goblin olarak seçildiği için Norman Osborn'un arka planına inilmişti, Webb ise Oscorb'u gizemli ve gizli tutarak, muhtemelen devam filmlerine bir ön hazırlık yapıyor. Sonraki filmlerinde, genetik birleştirme sayesinde iyileşmiş bir Norman ve buna bağlı olarak yeni bir düşman olarak Green Goblin görmemiz olası.

Peter'ın, babasıyla ilgili gizemi çözmek için Conners'ı bulma adına Oscorb yollarına düşmesi, onu malum gen mutasyonu, tür birleşimi çalışmaları yapılan örümceğin ısırması, kısacası Peter'ın Örümcek Adam güçlerini kazanması, Raimi'nin filminde, Peter'ın bir okul gezisinde örümcek tarafından ısırılmasına oranla daha mantıklı ve altyapılı olmuş. En azından Peter'ı ısıran örümceğin Peter'a o güçleri nasıl verdiği filmde bir şekilde açıklanıyor. Burada hemen kısaca Peter'ın Oscorb'da iken, Gwen ile karşılaşmasının bende yarattığı rahatsızlığı vurgulamakta fayda var. Filmin ana üçgenin geçeceği Peter-Gwen-Lizard arasındaki ilişkinin başlangıcı bu kadar tesadüfi bir ilişkiye dayanmamalıydı. Gwen'in, Connors'ın asistanı olması değil, Peter'ın Oscorb'a giriş şeklinin yarattığı bu tesadüfler silsilesi beni rahatsız eden.

Bu noktadan sonrası, örümcek tarafından ısırılan Peter'ın, bir takım fiziksel ve mental değişiklikleri kendisinde gözlemesi ve o bildiğimiz, sevdiğimiz Örümcek Adam'a dönüşmesi. İşte bu nokta önemli, içine kapanık, asosyal bir Peter Parker nasıl Örümcek Adam olacak?

Raimi ile Webb benzer yollar izliyor. Her ikisinin de Peter'ı yaşadığı fiziksel değişikliğin farkına vararak önce şaşırma sonra ise bu gücün kullanım zevkinin tadını çıkarıyor. Her ikisinin de gücünün farkına varış şekilleri tesadüfi doğal olarak. Raimi'nin Peter'ı gözlük kullanırken, güçleri kazandıktan sonra gözlük takınca bulanık görmesi gibi Webb'in Peter'ı da, istemsizce orantısız güç kullanarak, güç sahibi oluşlarının farkına varıyorlar. Peki yeter mi? bir gün mutasyon geçirmiş bir örümcek tarafından ısırılıp ertesi sabah kendimizi tavana asılı bir halde bulursak, Gregor Samsa gibi sorgusuz sualsiz kabul edecek miyiz bu değişimi kendimizde? The Amazing Spider-Man bu noktada daha başarılı. Çünkü burada Peter'ın babasının çalışmalarını okumasından, Connors'ı araştırmasından ötürü gen birleşmesi hakkında en azından bir fikri var. Bu noktada yaptığı google araştırması çok da etkili bir unsur olarak görülmese de, kendindeki değişimi Connors'a üstü kapalı sorması ve bu değişime anlam yüklemesi, Raimi'nin Peter'ına göre daha başarılı.

Artık güçlenmiş ve doğal olarak özgüveni tavan yapmış Peter'ın, super hero'luktan önce, okul sahnesinde gücunu gösterme zamanı. Klasiktir, bence Amerikan izleyicisini pohpohlamak için çekilen sahnelerdir. Fakat Peter'ın da henüz olgun düşünmediğinin bir kanıtıdır. Belki direkt olarak sokağa çıkıp katilleri yakalamasının mantıksız olabileceğinden ötürü, ileride göreceğimiz kahramana bir ön hazırlıktır. Raimi'nin filminde, Flash Thompson'u alt eden bir Peter varken, Webb'in filminde, Flash Thompson'un bullyliğini yenen onu okul önünde rezil eden bir Peter var. Ne var ki malum smaç sahnesi, lise defterindeki smaç sahnesini, anımsattıysa da, smacın yapılış şekli Peter'ın yaşadığı ezilmişliğe karşı bir isyan olarak da görülebilir.

Peter'ın bu güç gösterisi sonrası uyarı alması ve Ben Amca'nın okula çağırması akabinde Peter'a verdiği güç nashiyatını dinlerken eminim herkes, bir adet 'büyük güç büyük sorumluluk getirir' lafı beklemiştir. Fakat olmadı. Webb şaşırttı. Yani bu lafı söyletmeyeceksen, Ben Amca'nın o didaktik monoloğuna ne ihtiyaç var?

Bundan sonrası her iki filmde de paralel ilerliyor. Peter'ın güçlerini kontrol etmeye başlaması, yeni güçlerini keşfetmesi. Raimi, Örümcek Adamına ağ atma özelliğini doğal bir özellik olarak ekleyip Örümcek Adam tabiyatına ihanet ederken, Webb aynı hataya düşmüyor ve kartuşla çalışan ağ atma makinesini Peter Parker'a yaptırıyor. Aslında Peter'ın zeki ve analitik düşünme yeteneği olduğunun daha önce filmde verilmesi bu tarz sahnelerin altını doldurmak için. Fakat kartuşla çalışan bu makine ile ilgili daha fazla bilgimiz olmuyor ne yazık 

Peter'ın bu güç gelişimi devam ederken, Connors da üzerinde çalıştığı ve kaybettiği kolunu da kazanmayı ümit ettiği bu gen birleşimi, rejenarasyon çalışmasına devam ediyor. Fakat sıkıntılar hala büyük. Webb'in The Amazing Spider-Man'ı her yönüyle daha bir Spider-Man gibi dursa da, hikaye çok aceleci ve öylesine geçip gidiyor.

Her iki filmde de, Peter'ın örümcek güçlerini kazandıktan sonra ailesine olan tutumu değişmiş ve yaptığı sorumsuzca davranışlar nedeniyle bir şekilde Ben amcasının ölümüne sebep olmuştu. Ben amcasının ölümü de  örümcek güçlerine sahip Peter Parker'dan, Örümcek Adamın doğuşuna yol açan olaylar silsilesinin başlangıcıydı. 

Raimi'nin Örümcek Adamı, para için yer altı dövüşleri yapan ve ismini burada duyuran bir karakterken, Webb'in Örümcek Adamı bir anda maskeli bir şekilde New York sokaklarına çıkan ve insanlara yardım eden birisi olarak karşımıza çıkıyor. Her iki Parker da, kostüm tasarımlarını bir şekilde(?) hallettikten, bu kostümleri bir şekilde dikdirdikten sonra önce Ben Amca'yı öldüren kişinin, sonra da kötülerin peşine düşüyorlar. Raimi filmlerinde pek fazla görmediğimiz polis-Örümcek Adam çekişmesi, The Amazing Spider-Man'de oldukça fazla ve pek tabi, Spider Man'den ölesiye nefret eden polis güruhunun başında Gwen'in babası var.

Örümcek Adam, Ben Amcasının katilini ararken, filmin baş kötüsü olacak Lizard devreye biraz geç giriyor. Baskılar altında üzerinde çalıştığı maddeyi kendisine enjekte eden Connors'ın, Lizard'a dönüşümünü ise Peter'ın bir vicdan muhasebesi haline getirmesi tamamen hikaye örgüsünü birbirine bağlamak için atılmış bir adım. Yani Peter, Connors'ın yıllardır üzerinde çalıştığı ve tamamlayamadığı formülü, babasının dosyaları arasında bulduğu denklem sayesinde tamamlıyor, bu da Connors'ı, Lizard yapan sürece yol açıyor.

Bu noktaya kadar olay örgüsü çok başarısız. Ne yazık ki bundan sonrası da öyle. Halkın Örümcek Adama olan bakışı çok az yansıtılmış, Örümcek Adam ismi sadece 2-3 kez telaffuz ediliyor koca film boyunca. Daha da korkuncu ise Örümcek Adam karşısında yaratılan villian o kadar başarısız bir düşman ki, yakışmıyor, sırıtıyor. Bizim bildiğimiz Connors'un karısı ve çocukları filmde hiç gösterilmiyor, Lizard halindeyken bile karısını korayan Connors'un, Lizard olmamak için verdiği iç savaş filmde çok üstün körü gerçekleşiyor. Daha da ötesi, Lizard'ın filmdeki amacı tüm şehri kendisine benzeterek bir Lizard ordusu yaratmak olarak bahsediliyor.

Oysa Raimi'nin ilk filmindeki Norman Osborn-Green Goblin çelişkisi ne de güzel verilmişti. Her iki villian da Örümcek Adamın gerçek kimliğini bilmesine rağmen, Norman Osborn'un izleyici de yarattığı gerginliği, Green Goblin yaratamıyor. Oysa ki Norman ve Connors karakterleri bir yerde çok benzerler. Zira her ikisi de yaptıkları deneyi kendi üzerlerinde uygulamış ve birisi Goblin'e birisi de Lizard'a dönüşmüştür. Fakat Webb her nedense Flash Thompson'u salt kötü olarak göstermezken, Lizard'ı salt kötü olarak gösteriyor ve içindeki Connors'ın sesine hiç şans tanımıyor. Connors savaştığı kişinin Parker olduğunu bilmesine rağmen en ufak bir çelişkiye dahi düşmeden vurup kırıyor, yok etmeye çalışıyor.

Uzun lafın kısası, The Amazing Spider-Man çok daha başarılı bir Peter Parker figürü çizmesine rağmen, hikayesi ve senaryosuyla, önceki serilerin biraz gerisinde kalmış gibi. 500 days of summer gibi olağanüstü bir filme imzasını atmış Marc Webb'in, karakterlerin üzerine, altmetinlere bu kadar az yoğunlaşması gerçekten çok şaşırtıcı. Belki de Raimi, Spider Man serilerinin avantajı çok güçlü oyuncu kadrosunun verdiği enerji iken, Webb'in Amazing Spider-Man'ni bu boşluğu dolduramıyor.

Yine de dediğimiz gibi, daha çizgi romansı bir Spider Man, daha gerçekçi bir Peter Parker var karşımızda. Bundan sonrası asıl önemli olan sınavı. Çünkü Spider Man serisini yapan unsur Örümcek Adamın başarısı değil, düşmanlarının başarısıdır.

Son bir not. Olur da Webb de Norman Osborn hikayesine değinecekse bir şekilde Williem Dafoe'yi ikna etsin. O rolü daha iyi kotarabilecek bir oyuncu yok zira.

2 yorum:

  1. Selamlar,

    Ben de Amazing Spider Man i dün izledim. Kimle yorumlasam derken buraya denk geldim.

    Açıkçası hemen hemen her süper kahraman filminden hoşlanırım. Pek ayrım yapmam, genel olarak vasat gösterilen Fantastic 4, Captain America gibi filmleri dahi sıkılmadan izlemişimdir.

    Spider Man in Sam Raimi serisini de son derece beğenmiştim. 3. film biraz daha az tabi ama yine de güzeldi.

    Bu arada Spider Man Animated Series i de eksiksiz izlemiş olduğumu söyleyeyim.

    En sevdiğim Marvel karakteri Spider Man olduğu için de bu filme de büyük bir hevesle girdim.

    Ama inanın süper kahraman filmleri içerisinde ilk defa böyle kötüsünü izledim. Az,biraz değil bence çok kötüydü. Şahsen Tobey Maguire ın canlandırmasına bayılmasam da Andrew Garfield beni daha çok baydı. Her sahnede ağzını çemçük çemçük yaptık bana daral geldi. Diyaloglar çok boştu tamamen. Sadece sahne dolsun diye söylenmiş bir sürü gereksiz replik hatırlıyorum. May hala ve Ben amca nın içleri bomboş olmuş. Nerde çizgi filmindeki veya önceki serideki etkili
    rolleri.. Görsel açıdan da ilk 3 filmin gerisindeydi diye düşünüyorum.

    Ayrıca hikayesine de baştan sona ben çok uyuz oldum. Daha çizgi romansı kısmına da katılmıyorum. Daha bismillah filmin başında Örümcek Adam ın kimliğini öğrenmeyen kalmadı. Bu kısmıda ilk seride bence oldukça başarılıydı. M.J. in öğrenmesi vs..

    Ben kesinlikle Animated Series e çok daha paralel giden Sam Raimi 3lemesini tercih ederim. Bu filmin 2. si için hiç bir beklentim kalmadı.

    Samet

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Yorumunuz için öncelikle teşekkürler. Bazı konularda hem fikiriz. Ben de animated serisini izlemiş birisi olarak Raimi'nin filmlerini o seriye daha yakın bulmuştum. Fakat The Amazing Spider Man başlı başına yeni bir seri. Bu seriyi okumadığım için örneğin Örümcek Adamın kimliğinin kolayca açıklanması filme mi özgü yoksa çizgi roman serisiyle alakalı mı bilmiyorum.

      Andrew Garfield'in fiziksel yapısı nedeniyle ağzı o şekilde :) Bence Toby Maguiure'ye göre çok daha başarılı bir seçim.

      Diyalogların içi boş olması konusunda haklısınız. Hikaye bütünlüğü yoktu ne yazık ki. 500 days of Summer gibi bir filmin yönetmeninden beklenmeyecek bir şey bu.

      Yorumunuz için tekrar teşekkürler

      Sil