5 Ağustos 2012 Pazar

The Dark Knight Rises

The Dark Knight Rises
Tim Burton sonrası Batman serisi dalga geçilen bir konuma gelmiş, rakiplerinin oldukça gerisinde kalmıştı. Efsane Burton serisinden sonra insanlar yeni çekilen Batman filmlerine burun kıvırıyordu. Batman serilerinin kaderi, Christopher Nolan ile birlikte değişti. Batman Beginsle harika bir başlangıç yapan Nolan, hem seriye bir karakter getirdi hem de kendi özgünlüğünü perdeye yansıttı. Serinin ikinci filmi The Dark Knight daha vizyona girmeden ismiyle tartışma konusu olmuştu. Zira, tarihte isminde 'Batman' geçmeyen ilk Batman filmi olacaktı. Fakat pek çoklarına göre gelmiş geçmiş en iyi Batman filmini izlettirdi Nolan izleyiciye. Yönetmenin, senaryonun başarısı kadar Heath Ledger'ın efsanevi Joker performansı damga vurmuştu bu filme. Böyle bir ortamda, serinin son filmi The Dark Knight Rises öncesi büyük bir beklenti oluştu izleyicide. Özlem sona erdi ve The Dark Knight Rises izleyiciyle buluştu.

Filmin hikayesi, Batman çizgi romanının 'Knightfall' isimli bölümü esas alınarak çekildi ve temelinde bu hikayeyi izleyiciye yansıttı. Öncelikle belirtmekte fayda var, karşımızda The Dark Knight'a göre çok daha yorucu bir film var. Hem hikaye olarak hem görsellik olarak izleyici bu filmden sonra yoruluyor.

The Dark Knight Rises önceki filmin sonuna atıf yaparak adeta izleyiciye küçük bir hatırlatma yaparak başlıyor. Polis Müdürü Gordon'un, Harvey Dent ile ilgili anma konuşmasına şahit oluyoruz. Hatırlanacağı üzere Gordon ve Batman, şehrin kötülüklerden arınması uğruna Harvey Dent'in Two Face kimliğini saklamayı ve onun şehre umut veren mücadeleci, suçu bastırıcı kimliğini ortaya çıkaracak kahraman görüntüsüyle hatırlanması kararını almışlardı önceki filmin sonunda. Gordon'un konuşmasına eşlik eden görüntüde ise filmin asıl hikayesini ve kötü kahramanını oluşturacak Bane ile tanışıyoruz. Burada Bane'nin bir plan için yaptırdığı uçak kazası ve kaçırdığı profesör aslında filmin ileride karşımıza çıkacak dinamikleri için çok önemli. Zira hem Bane'nin karakterine hem de planlarına dair ilk izlenimleri uyandırıyor izleyicide.

Batman & Bane
Burada Bane'nin uyandırdığı ilk izlenimlere değinmekte fayda var. Öncelikle karşımızda devasa bir adam var. Taktığı korkutucu maske ile oldukça korkunç bir görüntü oluşturuyor. Bane karakterini canlandıran Tom Hardy'i bilmeyenler için oldukça ürkütücü bir profil. Bilenler içinse maskenin altındaki kişinin görüntüsünü bilmek biraz daha farklı bir yaklaşım sergilenmesine neden olabilir. Bane'nin bu görüntüsünün yanında sesi de ürkütücü görüntüsünü tamamlayan bir husus. Bazı eleştirilerde Bane'nin sesinin komik bir hal kattığı söylenmiş. Bane'nin sesi saf bir kötülük sesi değil, bir Darth Vader sesi hiç değil. Fakat komik olduğunu söylemek çok yanlış olacaktır. Kesinlikle ürkütücü. Ayrıca söylenmeli ki filmin ilk çıkan teaserlarından sonra Bane'nin sesinin hiç anlaşılmadığına dair eleştiriler gelmişti. Buna yönelik de bir değişim olduğu düşünülebilir. Bane'nin ürkütücü fiziksel görünümünün yanında, ilk planda uçakta yaptıkları bizlere biraz Joker'i anımsatıyor. Zira Bane acımasız, hatta zeki. Çizgiroman hikayesine bu noktada ne kadar sadık kalınmış bilinmez fakat Bane'nin ilk yaptıkları, konuşmaları, doktoru kaçırma planı o ilk noktada Bane'nin zekiliğini gösteriyor. Bu noktaya ileride dönmek üzere bir şerh düşelim zira filmin sonundaki twist ile Bane hakkındaki tüm açıklamalar farklı bir noktaya kayabilir. Bane ile ilgili ilk izlenimlere son bir not ekleyelim. Adamının gözü kapalı ölüme gitmesi ve bu ölümü uğurunda yaptığı şeyi hayal etmesi izleyicide 'büyük planı' sorgulatıyor.

Bane ve Gordon görüntülerinden sonra Nolan, Harvey Dent ve Joker sonrası Gotham'ın halini izleyiciye biraz da Bruce Wayne ekseni üzerinde göstermek istemiş. Harvey Dent'in bir halk kahramanı, adalet temsilcisi olarak halk tarafından görüldüğü, Martin Luther King gibi bir kutlama günü olduğu gördüklerimiz arasında. Gordon ise Harvey Dent'in gerçek kimliğini bilmenin verdiği vicdan azabıyla, gerçekleri açıklama ikilemi arasındayken Bruce Wayne'in geçen yıllar içerisinde çöktüğü, halk arasına hiç çıkmadığı hatta halk tarafından hiç tanınmayan bilinmeyen birisi haline geldiği de izleyiciye aktarılıyor. Karşımıza bu noktada çıkan Bruce Wayne fiziksel olarak biraz yıpranmış ama görüntü itibariyle çok da kötü olmayan bir Bruce Wayne. İzleyicinin kafasındaki ilk soru işareti burada başlıyor. Yıllardır dış dünyaya çıkmayan, halkın kötü adam olarak bellediği Batman'ın yükselişi acaba bu çöküşten sonra mı olacak?

Bu noktada, Wayne malikanesinde Harvey Dent'i anmak için yapılan toplantıda, bu filmin iki önemli yeni karakteriyle tanışıyoruz. İlki Wayne Enterprises'ın bir enerji ürününe yatırım yapmak isteyen Miranda Tate. Diğeri ise Bruce Wayne'in odasına hizmetçi kılığında giren ve Bruce Wayne'in annesine ait inci kolyeyi çalarken Bruce Wayne'e yakalanan Selina Kyle. Filmle ilgili hiç bir spoiler bilmeyenler bile ilk hareketlerinden Selina Kyle'nin Catwoman olduğunu ilk anda anlıyorlar. Burada ilk anda çok önemli bir olay gibi gözükmese de ileride domino taşı etkisi yaratacak olayların başlangıcı olan Bruce Wayne'in parmak izlerinin çalınması hususuna şahit oluyoruz. Bruce Wayne dahi bu olayı ilk anda fazla umursamazken aslında tüm bunlar, büyük bir planın ilk parçası olarak izleyiciye sunuluyor.

Bane & Batman
Buraya kadar her şey normal denilebilir. İzleyici için yorucu bir giriş olsa da, asıl hikayeye geçmek için yapılması gerekli bir fedakarlık bu. Nolan, The Dark Knight'ın aksine daha çok karakter sokarak adeta bir risk almış bu filmde.

Gotham'ın Harvey Dent sonrası yaşadığı durum çok üstünkörü geçiştiriliyor. Harvey Dent sonrası bir barış ortamı olduğundan sadece sözcüklerle ve iki üç göndermeyle bahsediliyor. Harvey Dent'in çıkardığı ve bu yasayla hapishaneye konulan mahkumlar da keza aynı şekilde. Oysa ki Harvey Dent sonrası Gotham'ın suç durumunun netsizliği filmin ilk açığını veriyor. Zira harika bir şehir potresinden bahsedilirken bu portrenin kısa bir süre sonra yıkılışı çok normal karşılanıyor. Yani suç oranının çok düşük olduğu bir yerde işlenen majör suçların yarattığı etkiyi veremiyor The Dark Knight Rises.

Nolan filmin giriş kısmından gelişme kısmına geçişte yeni bir karakter olarak sunduğu John Blake'i bir aracı olarak kullanmış. John Blake önceki hiç bir filmde görmediğimiz ve daha önce Batman çizgi romanlarında adı sadece bir kez geçen bir karakter. (Hemen belirtelim, çizgi romanlarda tek görünüşü, karnesinin Joker tarafından çalınışıdır) John Blake için film öncesinde pek çok dedikodu çıkmış pek çok teori üretilmişti. Özellikle karaktere can verecek Joseph Gordon Levitt'in sıradan bir polis memurunu oynamayacağı, bu karakterin başka önemli bir karakteri gizlemek için kullanılan aracı bir karakter olduğu düşünülmüştü. Gotham  Polis departmanında polis olarak görevli John Blake karakteri Nolan'ın filmin gelişme aşaması için kullandığı bir araçken, karakterin izleyiciye tanıtılışı çok yavan kalıyor ve hikayeyi doldurmayan boşluklar yaratıyor.

Bane & Batman & Catwoman
Bir kongre üyesinin evine geç kaldığını bu yüzden eşinin endişe ettiğini bildirmek için Gordon'la konuşurken ilk olarak görüyoruz bu karakteri. Gordon ile Blake'in bu ilk karşılaşmasının sıradanlığı, film için önem teşkil eden bu karakter için çok başarısız bir giriş oluyor. Nolan'ın bu filmde yaptığı en sıkıntılı noktalardan birisi Blake karakteri. Zira daha ilk anda, üstüyle hem de şehrin simgeleşmiş ismi Gordon'la, daha Gordon kendisinin adını bile bilmezken, Harvey Dent'in öldüğü akşama dair son derece sorgulayıcı bir konuşma yapabiliyor Blake. Bu noktada Nolan ne düşündü bilinilmez fakat Blake karakterinin altını doldurmadan izleyiciye sunduğu bir gerçek. Eğer Nolan, bu tarz 'altyapısız' bir şekilde Gordon'la sorgulayıcı bir şekilde konuşan Blake'i bir şekilde bir kötü karakterin gizli kimliği gibi göstermeye çalıştıysa ilk aşamada bu da oldukça başarısız bir deneme.

Blake karakteri bu şekilde karşımıza sunulurken, Bruce Wayne'nin parmak izlerinin peşinde olan ismin Roland Daggett olduğunu görüyoruz. Aslında belki de filmin başlangıcı için çok önemli bir noktada olan bu olay ve Roland Dagett karakterinin hikayede veriliş şekli çok yavan kalıyor. Zira Wayne Enterprises'ı ele geçirmeye çalışan bu yönetim kurulu üyesinin Bane ile bağlantılı olduğu ilk aşamada sadece Alfred'in bir kaç sözcüğü ile duyuruluyor. Parmak izlerini ele geçiren Dagett'in akıbeti daha sonraya bırakılırken bu parmak izi alışverişinde Catwoman'ın alacağı şey bir muallak olarak kalırken, çıkan çatışmada bir şekilde kanalizasyon'a inmeyi düşünen Gordon çok tesadüfi bir şekilde Bane'in önüne geliyor. Burada Bane'nin bir Joker olmayacağı, her zaman rahat ulaşılabilen bir konumda olacağını görmemizin yanı sıra, Bane'nin Gotham'a geldiğini ve adamlarıyla birlikte yer altına konumlandığını görüyoruz. Gordon'un Bane'nin önüne düşmesi kadar Gordon'un, Harvey Dent'i anma günü için hazırladığı ve Harvey Dent ile ilgili gerçekleri içeren konuşma metninin Bane'nin eline geçmesi de izleyiciyi rahatsız ediyor. O anda o konuşma metninde yazılanların içeriği tam bilinmemekle birlikte, Harvey Dent ile ilgili gerçekleri içerdiği izleyici tarafından biliniyor. Harvey Dent ile ilgili gerçeklerin, birincil bir ağız olan Gordon tarafından kaleme alınmış bir metinde yer alması, Harvey Dent simgesinin, dolayısıyla şehir üzerindeki etkisinin yıkılması, kırılması demek. Bu noktada Gordon'un Bane'nin elinden kaçarken vurulması ve Blake tarafından bulunması da hikayenin akışında sırıtan etkenler. Zira Blake'in bir kaç gün önce denize, kanalizasyon çıkışından vuran ceset bulmasıyla, Gordon'u orada bulacağını bilmesi arasında bağ kurmak çok saçma. O kanalizasyona Gordonla beraber inen 3 polis daha olmasına rağmen, Blake şıp diye ve tesadüfen sırf daha önce oraya ceset vurduğunu bildiği için Gordon'u bulabiliyor.

Bane'nin Gotham sahnesine girişi, Gordon'un vurulması Blake'i harekete geçiriyor ve Bruce Wayne ile görüşmeye itiyor. Blake ile ilgili rahatsız edici ikinci nokta. Sıradan bir polis memuru, Harvey Dent'in ölümü ile ilgili soruşturma açma tehdidiyle Bruce Wayne gibi ulaşılamayan bir adamla direkt görüşebiliyor. Çizilen Bruce Wayne figürüne çok aykırı. Blake'i hikayenin bu kadar içine sokmak için, hikayeyi bu kadar farklılaştırmak, istisnalar koymak Nolan'a yakışmayan bir hareket. Bundan sonrası ise bence hikaye adına daha da rahatsız edici noktalar. Zira Blake, geçmişini anlatarak, yetim kimliğini saklamak için ayna karşısında denemeler yaptığını belirterek ve bunların aynısını kendisinin büyüdüğü yetimhane'ye destek sağlayan Wayne Enterprises'ın başındaki isim Bruce Wayne'nin yıllar önce bunu yaptığını gördüğünü söyleyerek daha 3 dakika önce tanıştığı Bruce Wayne'e sen Batmansin ve geri dönmelisin diyebiliyor. Bruce Wayne ise yıllardır belki de kimliğini bilmeyip ona güvenmiş tek isim Gordon'a bile kim olduğunu söylemezken bu hiç tanımadığı polis memurunun dediklerine itiraz bile etmiyor.

Gotham'a geri dönüş.
Blake'in, Wayne Enterprises'ın desteklediği yetimhaneyi artık eskisi kadar maddi olarak desteklemediğini söylemesi, Bane isimli birisinin şehire adım attığını belirtmesi ve Gordon'un vurulması olayını bilgilendirmesi, yıllardır inzivada olan Bruce Wayne'i dışarı çıkarmaya, hatta tekrar Batman olmaya ikna ediyor. Yıllar boyunca hem fiziksel hem de mental olarak bu kadar çöken birisinin, yalnızlık içinde yüzen Bruce Wayne'nin hiç tanımadığı bir polis memuru ile olan bu konuşmaları, Nolan'ın Batman serisine yakışmayacak kadar yapay durmuş durumda ve hikayenin akışını oldukça rahatsız edici bir şekilde etkiliyor.

Bruce Wayne'in Bane ile ilgili ilk duydukları bu noktada onu tekrar şehre kurtarıcı olarak döndürmek için çok yetersiz. Zira Bane hakkında bilinen fazla bir şey yokken tek bilinenler gücü, kuvveti ve Afrika'da paralı askerlik yapmış olması. Zaten Nolan da ilk aşamada bu hataya düşmüyor ve şehre öncelikli olarak Batman değil Bruce Wayne dönüyor. Belki de Alfred'in de dediği gibi şehrin Batman'e değil, Bruce Wayne ihtiyacı varken, Bruce Wayne'i tetikleyen motivasyon Wayne Enterprises'ın artık kar edemiyor oluşu doğal olarak da Blake'in de belirttiği üzere yetimhane vb. gibi yerlere eski yardımlarda bulunamayışı. Bu nokta aslında Nolan'ın film mühendisliği için başarılı. Zira Wayne Enterprises'ın kar edememesi filmi etkileyecek bir unsur değil. Asıl olay, 3 noktayı birleştirerek artık ana hikayeden devam etmek. İlk nokta Bruce Wayne'in bir şekilde Wayne Enterprises'ın kar edemediğini öğrenmesi, ikinci nokta Wayne Enterprises'ı ele geçirmeye çalışan güçler olması, 3. nokta ise bunlarla bağlantılı olarak Wayne Enterprises'ı kurtarma aracı olarak Miranda Tate.

Miranda Tate filmin başında Wayne Enterprises'a ait dünyaya çok faydası dokunabilecek Enerji Reaktörüne yatırım yapmak isteyen birisi olarak karşımıza çıkıyor. Fakat Bruce Wayne bu reaktörün aynı zamanda terse çevrilerek Nükleer bir silaha dönüşebileceğinin farkında olduğundan dolayı bu yatırıma sıcak bakmıyor. The Dark Knight Rises'da Nolan'ın yaptığı en iyi işlerden birisi, filmin girişinde yarattığı farklı hikayeleri bir şekilde birleşmesi zira tüm karakterler bir bir aynı sahneye çıkmaya başlıyor. 

Catwoman hapiste
Bane'nin The Dark Knight Rises'da Jokerin yaptığı Banka soygununa benzer bir Wall Street baskınıyla karşılaşıyoruz. Joker'in yaptığı banka soygunu kadar ihtişamlı değil fakat film için kesinlikle önemli. Çalınan ne bir para ne öldürülen bir insan olmamasına rağmen yapılan işin aslında büyük planın bir parçası olduğunu görmek çok uzun sürmüyor. Bu baskın ayrıca bir noktasıyla daha önemli ki, Batman'ın yıllar sonra geri dönüşü bu baskın sonrası kovalamacayla oluyor. İzleyici de Alfred gibi, Batman'ın 'polis onları yakalayamazdı' cevabıyla tatmin olmuyor bu geri dönüşe. Zira Bane karakterinin ilk ortaya çıkışı o kadar basit ve yalın ki, Batman karşısında büyük bir kötülük olduğunu bilmeden bu şekilde ortaya çıkışı doyurucu değil. Eğer Bane büyük şeyler yaptıktan sonra Batman ortaya çıkmış olsa belki biraz mantıklı olabilirdi, fakat bu şekilde bir ortaya çıkış Nolan'a yakışmayacak bir zorlama olmuş.

Bane'nin yaptığı Wall Street baskının, Bruce Wayne'nin çalınan parmak izleriyle bağlantılı olduğunu görüyoruz  ve Bruce Wayne'nin iradesi dışında Bruce Wayne tarafından başarısız hisse alımları yapılıyor ve Bruce Wayne  kendini bir anda parasız bir şekilde buluyor. Bu planın arkasında da Wayne Enterprises'ın başına geçmek isteyen Dagett olması, Bane'nin bu aşamada sadece Dagett'in paralı bir askeri olması aslında büyük tablo için Nolan tarafından oluşturulan bir şaşırtmacadan ibaret oluyor. Bu şaşırtma ise Nolan'ın bu filmde yaptığı güzel işlerden birisi zira, asıl hikayeye alttan altta güzel bir şekilde işlerken, izleyiciye verilen kısımla izleyici asıl olayları pek göremiyor.

Yukarıda dediğimiz gibi, Nolan karakterleri başarılı bir şekilde bağlamış bu filmde. Bruce Wayne, Lucious Fox ile müzakeresinden sonra, şirketi kaptırmamak adına yönetim kurulunda Miranda Tate'yi destekleyerek, şirketi kendi himayesi altında tutuyor. Miranda Tate'e ise enerji reaktörüne yatırımının imkansızlığı mantıklı bir dille açıklanırken, Miranda Tate'nin yönetimi devralması hikayenin özü için önemliyken ve çok da mantıksız değilken hemen akabinde gelişen Miranda Tate, Bruce Wayne yakınlaşması oldukça altyapısız ve üstünkörü geçilerek gerçekçiliğini yitiriyor. 

Savaş
The Dark Knight Rises pek çok iç dinamiği olan bir film. Örneğin Blake karakterinin Bruce Wayne ile konuşması filmin önemli yol taşlarından. Bunlardan bir tanesi de, yönetimi alamayan Dagett'in sinirini Bane'den çıkardığı sahnede karşımıza çıkıyor. Bu noktaya kadar Bane karşımıza paralı asker, emir alan birisi olarak çıkarken, gözünü kırpmadan Dagett'i öldürmesiyle, planları Dagett'in değil, Bane'nin yaptığını görüyoruz. Bu an Bane'nin yükselişi olarak da nitelendirilebilir. Bane bu noktadan sonra ipleri eline alan kişi oluyor.

Bruce Wayne bir yandan Wayne Enterprises'ı kurtarmaya çalışırken bir yandan da Bane'in peşine düşüyor. Artık Bane'nin peşinde olması çok da mantıksız olmuyor. Zira parmak izlerinin çalınması, Wayne Enterprises'ın alınmayı çalınmasının arkasında olan isimlerden birisi Bane. Nolan daha önce değil de bu noktalardan itibaren Batman'in Bane ile ilgilenmesini sağlasa filmin akışı için daha güzel bir iş yapmış olurdu. Dagett tarafından istediği şey verilmeyen Catwoman'ın, Dagett'in ve doğal olarak Bane'nin adamlarının elinden kaçmasına yardımcı olan Batman, kısa süreli bu ortağı sayesinde Bane'ye ulaşıyor fakat Catwoman tarafından tuzağa düşürüldüğünü anlaması uzun sürmüyor.

Filmin belki de en önemli noktası bu ilk Bane Batman karşılaşması. Batman'ın karşısında bilinmezliklerle dolu bir Bane varken, Bane Batman'ın gerçek kimliğini biliyor. Yaşanan dövüşte Bane'nin, Batman'e olan üstünlüğü çok ön plana çıkıyor. Bu noktada çok da uzun olmayan bir dövüş sonrasında Knightfall'ın meşhur sahnesi gerçekleşiyor ve Bane Batman'in belini kırıyor. Ardından da çizgi romana paralel bir şekilde kırık Batman maskesini görüyoruz. Fakat bu sahne izleyiciyi tatmin edici bir düzeyde değil. Hatta çizgi romanı bilmeyenler için sıradan nitelikte bile denebilir. Batman'i asıl yıkan belinin kırılması değil, Bane'nin, tam o anda kanalizasyonda patlama yaptırarak, Wayne Enterprises'ın Teknoloji bölümünü ele geçirdiğini Bruce Wayne'e göstermesi. Burası Batman için tam anlamıyla bir son zira Batman'i Batman yapan bütün teknoloji, Bane'nin eline geçiyor.

Polis Ordusu
Filmde Bane'den bahsedilirken yer yüzündeki cehennem olarak adı geçen bir hapishanede doğduğu ve çocukken buradan kaçtığı belirtiliyor. Bruce Wayne, Bane tarafından kırıldıktan sonra gözünü bu yerde açıyor. Tam karşısında ise Bane. Bane sadece güçlü, acımasız bir karakter olarak karşımıza çıkarken, burada Bruce Wayne ile özlü sözler ederek biraz kafa karıştırıyor. Zira  Bruce Wayne'nin ölümden korkmadığını bu yüzden onu öldürmeyip ruhuna işkence edeceğini söyleyen Bane'nin sözleri izleyiciyi tatmin etmiyor. Gotham üzerinde büyük planları olduğunu bildiğimiz bir karakterin, hele hele bu kadar acımasız bir karakterin, Gotham'ın en büyük koruyucusunu tamamen saf dışı bırakma imkanı varken, hangi şartlarda olursa olsun hayatta bırakması çok da mantıkla bağdaşmıyor.

Bruce Wayne'nin acı dolu hapishane günleri başlarken, Bane'in gerçek planlarını ve bunların ürkütücülüğünü görüyoruz. Filmin hız kazanması bu noktadan itibaren oluyor ve Bane Gotham'la ilgili planını devreye sokuyor. Bane'i ve peşindekileri yakalamak üzere kanalizasyonlara dağılan Gotham polisleri yer altındayken Bane önce Wayne Enterprises yönetim kurulunu rehin alarak, enerji reaktörünü ele geçiriyor ve onu bir bombaya dönüştürüyor, daha sonra da şehrin tamamında bombalar patlatarak şehrin dışarısıyla bütün ulaşımını keserek, polisleri yer altında mahsur bırakarak ve herhangi bir müdahele gelmesi durumunda bu nükleer bombayı patlatma tehditi yaparak şehri ele geçiriyor.

Bu noktada çeşitli sıkıntılar var. Öncelikli olarak bütün polislerin kanalizasyonlara girip operasyonda bulunması, yer üstünde çok az sayıda polis kalması mantıksızlıkların ilk halkasını oluşturuyor. İkinci saçma nokta ise 12 milyonluk Gotham şehrinde, şehri koruyacak insan sayısının azlığı. Bane 3 bin polisi yer altına hapsederek bir anda şehrin yönetimini ele geçirebiliyor. O şehirde başka hiç bir kolluğun olmaması gerçekten filmde hiç bir şekilde açıklanamıyor. Bane'nin şehri ele geçirmesindeki bir başka yapı taşı ise oluşacak kaosla birlikte şehir halkının da bu ele geçirmenin bir parçası olması ve ona yardım etmesi bulunuyor. Bane patlayacak nükleer bombanın anahtarının sıradan bir vatandaşta olduğunu söyleyerek hedef sayısını bütün insanlar kadar arttırırken, filmde böyle bir ortamda yaşanacak kaos çok başarısız bir şekilde sunuluyor.

Baskın
Nükleer silahın ortaya çıkmasıyla daha önceki Nolan'ın Batman filmlerinde görmediğimiz, dış dünya da devreye giriyor ve Gotham'ın da bir Amerika şehri olduğunu, Nükleer silah tehdidinde Amerikan Ordusunun hatta Başkanın da devreye girdiğini görüyoruz. Fakat içten ya da dışarıdan herhangi bir müdahelede bombanın patlatılma tehdidine bağlı olarak Gotham'a dışarıdan hiç bir müdahele yapılmıyor ve Gotham adeta yalnızlaşıyor. Bu noktada Gotham'ın, Camus'un Vebasında karantina altına alınan Oran şehrine benzetmek hiç de yanlış olmayacaktır.

Bane şehri bu kadar kolay ele geçirirken, şehirde sadece bir polis gücünün varlığına şahit oluyoruz ve şehrin yönetimine ait kişilerden sadece belediye başkanının olduğu locanın, stadyum baskınında patlatıldığını görüyoruz. Halk tarafından hiç bir isyanla, zorlukla karşılaşmayan Bane bir anda şehrin yönetimini ele geçirmiş oluyor. Bir parantez açmakta fayda var bu noktada. Bane'in konuşmaları, özellikle halka yönelik konuşmaları, halkın bir güce itaat etmemesi gerektiği, kendi kendini yönetebileceğini söyleyen konuşmaları, temelinde Anarşizm öğeleri barındırıyor. Fakat burada Nolan'ın, Anarşizm'e dair göndermelerde bulunduğunu söylemek çok gerçekçi olmaz. Özellikle Bane kötüdür, anarşizm kötüdür gibi bir alt metin amacı olduğunu söylemek hata olacaktır.

Şehrin ele geçirilmesinden sonra kurulan mahkemelerde insanlar sürgün ya da ölüm cezasına çarptırılırken, mahkemenin hakiminin önceki filmlerden tanıdığımız Scarecrow olması güzel bir ayrıntı olarak karşımıza çıkıyor. Bane şehirde kötülüklerini devam ettirirken, Gordon ve Blake az sayıdaki polisle beraber örgütlenmeyi özellikle yer altında kalan polisleri örgütlemeyi ve Bane'nin nükleer bombasının yerini tespit etmeye çalışıyorlar. Bu noktada Bane'nin, Harvey Dent yasası ile tutuklanan mahkumları serbest bırakması, Gordon'un Harvey Dent ile ilgili mektubunu televizyonlar karşısında okuması oldukça sınırlı geçilmiş ve etkileri fazla değinilmemiş konular.

Bane
Gotham'da bunlar yaşanırken, Bruce Wayne kaldığı hapishanede bir yandan iyileşirken bir yandan da Bane'nin hikayesini öğreniyor. Bane'nin bu hapishaneden şu ana kadar kaçmayı başarmış ilk kişi olduğunu öğrenirken, Bane'nin, Batman Begins'de karşımıza çıkmış ve Gotham'ı yok etme planları olan, aynı zamanda Bruce Wayne'i de eğiten Ra's Al Ghul'un oğlu olduğu gerçeği ile karşılaşıyor. Gotham'da olanları Bane'nin yerleştirdiği televizyon sayesinde görebilen Bruce Wayne güçlenip hapishaneden kaçabilirken, hapishanedekilerin neden Bruce Wayne'e yardım ettikleri soru işareti olarak kalıyor.

Nolan çok fazla şey anlatmak istediği için hikayenin asıl kısmı çok sıkışmış bir sona kalıyor ve Bane'nin şehri ele geçirmesinden itibarenki yaklaşık 3 aylık bir süre çok hızlı geçiyor. Gordon, Miranda ve pek çokları Bane'nin adamları tarafından yakalanmışken ve Gordon ölmek üzereyken sahneye çıkan Batman, Gordon'u kurtarırken gösterişli bir girişe de imza atıyor. Bu noktada Batman'ın şehre gelişi, Gordon'u daha sonrasında ise Carwoman'ı buluşu gibi detaylara hiç girilmeden hemen işlenmesi oldukça rahatsız edici noktalar.

Şehre, bombanın patlamasına 1 gün kala geri dönen Batman bir yandan yer altındaki polisleri kurtarırken ve 3 bin kişilik bir orduya kavuşurken bir yandan da Gordon ile bombayı etkisiz hale getirmeye çalışıyor. Bu noktada bombanın patlayacağı günü Bane'nin adamları ve polisler arasında, Batman ile de Bane arasında bir 'savaş' çıkıyor. Nolan'ın eleştirilmesi gereken noktalardan birisi de bu. 3 ay boyunca yer altında güneş ışığı görmemiş insanların hiç bir şey olmamış gibi çıkıp dövüşmeleri, 3 aydır şehri ele geçiren insanların 3 adet tankları ateş almayınca düştükleri perişan durum hikayenin gidişatını sekteye uğratıyor. 

Bruce Wayne & Selina Kyle
Hapishanede kaldığı dönemde, Bane'nin acılarını taktığı maske sayesinde dindirdiğini öğrenen Batman bu avantajı kullanarak, Bane'ye maske üzerinden zarar veriyor ve Bane'yi alt ediyor. Fakat asıl süpriz bu noktada karşımıza çıkıyor ve Bane'nin Ra's Al Ghul'un çocuğu olmadığı, Miranda Tate'nin Ra's Al Ghul'un çocuğu olduğu ve Bane'nin yıllar önce Mirandayı hapishanedeyken koruyan adam olduğunu öğreniyoruz. Önceki Batman filmlerinde olmayan bir twist bu. Miranda ya da gerçek adıyla Taila babasının vasiyetini yerine getirmek için Gotham'ı yerle bir etmek isterken, filmin başından beri tüm planın ona ait olduğunu düşününce ortaya çok başarılı bir film mühendisliği olduğu ortaya çıkıyor. Bane'nin yıllardır Miranda'ya aşık birisi olarak ona hizmet ettiği gerçeği ise Bane'nin o saf kötü görüntüsünü bir anda yok ediyor.

Filmin sonunda Bruce Wayne kendisine öldü görüntüsü vererek bombayı yok ederken sevdiği kişilerin kendisinin ölmediğini bilmesini sağlıyor fakat insanların belki Bruce Wayne'in yaptıklarını değil ama Batman'ın yaptıklarını onaylatıyor.

Filmin hikayesi genel olarak çok dallanıp budaklanan daha sonra da birleşen bir noktadayken çok doyurucu olduğunu söylemek mümkün değil. Zira karşımıza çıkan karakterlerin pek çoğunun içi boş. Örneğin Bane'nin hikayesi izleyiciyi doyurmuyor. Yaptığı kötülüğü açıklamıyor. Belki Taila için bazı şeyleri kayıtsız şartsız yapıyor olması belli bir dengeleme getiriyor fakat bu karakterin yapısını anlamamıza yetmiyor.

John Blake
Hikayeden bağımsız olarak değinilmesi gereken bir diğer konunun ise Blake karakteri olduğu aşikar. Zira filmin sonunda Blake'in asıl isminin Robin olduğunu öğreniyoruz ve Blake filmin sonunda Batman'in gizlendiği yeri buluyor/buldurtuluyor. Burada hiç şüphesiz Nolan'ın ne düşündüğünü bilemeyiz fakat Blake'in bildiğimiz anlamda bir Robin olmadığı ortada. Blake ile Batman'ın film boyunca olan konuşmaları aslında hep 'kahramanlık' üzerine. Kahramanlığın kişilerde değil taşıdığı sembollerde olduğu üzere. Fakat film boyunca Blake, Batman'e hep inanırken hep yardım ederken hiç bir zaman bildiğimiz Robin olmuyor. Yine de Batman'ın 'Neden maske takmıyorsun?' sorusu, polisliği bırakıp Batman'ın saklandığı mağraya gitmesi gibi hususlar akıllarda soru işareti bırakıyor. Olası bir Nolan Reboot'unda Jospeh Gordon Levitt'i Robin olarak görmemiz mümkün. Fakat Catwoman'da olduğu gibi Nolan'ın, Batman Robin ilişkisini bu şekilde gayriresmi olarak hikayeye yedirmesi çok güzel. Zira Batman'in film boyunca söylediği gibi, "Bruce Wayne ismi önemli değil, herkes Batman olabilir" ifadesi gibi, Blake karakterinin temsil ettiği değer de buydu. Blake maske takmıyordu ama orada yardımın, inancın sembolüydü. Adının "Robin" olması ise güzel bir göndermeden ibaretti. Catwoman da aynı şekilde film boyunca hiç "Cat" ismini kullanmayarak, sadece hareketleri ve duruşlarıyla selam çakıyor "Catwoman"a.

Son olarak, Knightfall'de olduğu gibi Bane'nin, Batmanın hapsettirdiği mahkumları Arkham Asylum'dan çıkarması gibi bir öncesi sonrası olmaması, hikayenin çok çeşitli olup karakterlerin altlarının boş kalmasına, Batman'ın en fazla 20 dakika gözükmesine rağmen güzel bir Batman Sonu izliyoruz. Fakat yine de The Dark Knight'ın gerisinde kaldığını, Nolan'dan beklenmeyecek hataların bulunduğunu, büyük beklentilerle izlenmemesi gerektiğini söylemekte fayda var. Her şeyden ayrı olarak belirtilmeli ki Hans Zimmer imzalı müzikler yine muhteşem olmuş.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder