30 Mayıs 2014 Cuma

Bilkent Tiyatro Günleri (2-8 Haziran 2014)


İlki 2012 yılında düzenlenen Bilkent Tiyatro Günleri'nin 2014 ayağı, 2 Haziran 2014 Pazartesi günü başlıyor. Bilkent Üniversitesi Müzik ve Sahne Sanatları Fakültesi'nin (MSSF) Ana Sahne ve Oda Tiyatrosuyla ev sahipliği yaptığı festivalde pek çok üniversitenin tiyatro bölümü oyunlarını sahneleyecek.

22 oyunun sahneleneceği festivalde bazı günler 4 bazı günler ise 3 oyun izleyiciyle buluşacak. Temsiller ücretsiz, Bilkent Üniversitesine ulaşım ise metro, dolmuş gibi toplu taşıma araçlarının yanı sıra, sıhhıye ve tunus duraklarından kalkan servislerle de sağlanabilir. (Bilkent Servis Çizelgesi)

Sezonun son günlerine yaklaştığımız şu zamanda Ankaralı tiyatroseverler için güzel bir fırsat. 

Festival Programı Şu Şekilde:

2 Haziran 2014 Pazartesi: 

Bay Kolpert (Mimar Sinan Üniversitesi Devlet Konservatuvarı) - 17.00 Oda Tiyatrosu
Çıkmaz Sokak Çocukları (Bilkent Üniversitesi Tiyatro Bölümü) - 20.30 Ana Sahne

3 Haziran 2014 Salı:

Pencere (Anadolu Üniversitesi Devlet Konservatuvarı) - 11.00 Oda Tiyatrosu
Kanlı Düğün (Yeditepe Üniversitesi) - 13.00 Ana Sahne
Dolores Caliborne (Mimar Sinan Üniversitesi Devlet Konservatuvarı) - 17.00 Oda Tiyatrosu
Lear (Kadir Has Üniversitesi) - 20.30 Ana Sahne

4 Haziran 2014 Çarşamba:

Ruhi Bey (Anadolu Üniversitesi Devlet Konservatuvarı) - 11.00 Oda Tiyatrosu
Sıradan Bir Hikaye (Kocaeli Üniversitesi) - 13.00 Ana Sahne 
Vahşet Tanrısı (İstanbul Üniversitesi Devlet Konservatuvarı) - 17.00 Oda Tiyatrosu
Lear (Kadir Has Üniversitesi) - 20.30 Ana Sahne

5 Haziran 2014 Perşembe:

... (Anadolu Üniversitesi Devlet Konservatuvarı) - 11.00 Oda Tiyatrosu
Çehov Kısa Oyunlar (Ankara Üniversitesi DTCF) - 13.00 Ana Sahne
Müfettiş (Yeditepe Üniversitesi) - 17.00 Oda Tiyatrosu

6 Haziran 2014 Cuma:

Oyun (Anadolu Üniversitesi Devlet Konservatuvarı) - 11.00 Oda Tiyatrosu
3. Sınıf İlişkiler (Bilkent Üniversitesi Tiyatro Bölümü) - 13.00 Ana Sahne
Kocalar Mektebi (Yeniyüzyıl Üniversitesi) - 20.30 Ana Sahne

7 Haziran 2014 Cumartesi:

Yeşil Papağan Limited (Maltepe Üniversitesi) - 13.00 Ana Sahne
Geçmiş Zaman Olur Ki (Kulis Sanat) - 17.00 Oda Tiyatrosu
Soytarılar (Bilkent Üniversitesi Tiyatro Bölümü) - 20.30 Ana Sahne

8 Haziran 2014 Pazar:

Martı (İstanbul Aydın Üniversitesi) - 13.00 Ana Sahne
American Blues (Bilkent Üniversitesi Tiyatro Bölümü) - 17.00 Oda Tiyatrosu
Anne Frank'ın Hatıra Defteri (Selçuk Üniversitesi Devlet Konservatuvarı) - 20.30 Ana Sahne

http://www.bilkenttiyatro.com/program.html


21 Mayıs 2014 Çarşamba

"Quills" Marquis de Sade - Tatbikat Sahnesi


Quills, Doug Wright tarafından yazılan ve edebiyatın en aykırı isimlerinden birisi olarak kabul edilen Marquis de Sade'nin hayatının bir bölümünü anlatan oyun. İlham Yazar rejisiyle, Ankara'nın yeni oluşumu Tatbikat sahnesinde bu sezon gösterime giriyor. 2000 yılında çok başarılı bir sinema uyarlamasına da konu olan oyunun ismi "Tüy Kalemler" anlamı taşıyor. Tatbikat sahnesi ilk duyurularında oyunun ismini "Tüy Kalemler" olarak duyurmuş olsa da sonraları, oyunun orjinal ismini kullanmayı tercih etmişler. Zaten Quills, Tüy Kalemler demek.

Oyunu önceki gün seyircili genel provada izleme fırsatı bulduk. Oyuna dair notlara geçmeden evvel, biraz da Vikipedi bilgisiyle olsa dahi Marquis de Sade hakkında bilgi verelim. 

Marquis de Sade, 18. Yüzyılın sonları ve 19. Yüzyılın başlarında yaşamış dönemin en aykırı yazılarını yazdığı kabul edilen, yazdığı yazılardaki unsurlar nedeniyle hayatının pek çok bölümünü hapishanede veya akıl hastanesinde geçirmiş bir yazar. Yazılarının erotik ve pornografik içeriği kadar, kimi çevreler kendisine 'sadizm'in babası' lakabını da koymuş durumda. Günün ahlaki ve dini değerleri karşısında yazdığı yazılar çok sert tepkiler almış, bu da Marquis de Sade'nin özgür bir hayat yaşamasına engel olmuştur. Sodom'un 120 Günü isimli eseri bugün hala edebiyat çevrelerinde önemli bir eser olarak kabul edilmektedir.

Quills, Marquis de Sade'nin Charenton akıl hastanesinde geçen son dönemini sahneye taşıyor. Öncelikli olarak sahne yerleşiminden bahsetmenin başlangıç için iyi olacağını düşünüyorum. İzleyiciyi düz bir İtalyan sahne karşılamıyor koltuklara oturduklarında. Karşılarında yükseltili ve böylece farklı bölümlere ayrılmış bir sahne var. Sahne değişimi yapılmaksızın aynı anda sahnenin farklı bölümlerinde oyun akıcı olarak ilerleyebiliyor. Örneğin Marquis'in hücresi ile doktorun odası aynı anda sahnede farklı yerlere kurulu. Işık kullanımıyla beraber sahne geçişleri için yoğun bir çaba harcanmadan ve vakit kaybı yaşanmadan oyun çok akıcı bir çizgiye bürünüyor. Karşımızda sadece bir sahne değil, yaşayan bir Akıl Hastanesi görüyoruz. Çünkü o anda rolleri olmasalar da arka planda, izleyiciyi rahatsız etmeyecek şekilde hareketler devam ediyor. Örneğin doktor ile rahip konuşurken Marquis kaskatı kesilmiyor, ya da arka planda yer alan diğer hastalar bir şekilde hareketlerine devam ediyorlar. Sahnenin bu yerleşimi oyuna çok başarılı bir akış kazandırıyor, oyun neredeyse hiç duraksamadan devam ediyor bu da izleyicinin oyuna ilgisini arttırıyor.


Bu noktada hemen ışık kullanımına da dikkat çekmek istiyorum. Işıklar gerçekten çok başarılı. Yukarıdaki sahne bölmenin en temel sıkıntısı, ışıkların aynı anda hem o anki sahneyi hem de diğer sahneleri aydınlatma olasılığıdır. Fakat Quills'de izleyici o an görmesi gereken yeri görüyor sadece. Diğer sahneler mutlak bir karanlıkta ve yukarıda da belirttiğim gibi yapılan hareketler rol çalmayacak düzeyde izleyici ile buluşuyor. Işık kullanımı güzel olduğu kadar aykırı olduğu yerler de var. Eğer oyunun içeriğine bakmayacak olursak bazı ışık kullanımları bence sahneye yakışmayacak şekilde fakat oyun içeriği, Marquis de Sade'nin hayatı, oyunda kullanılan müzikler bir bütün halinde düşünürsek bu ışıkların aykırılığı rahatsızlık vermiyor aksine oyunla bir bütünlük taşımış oluyor. Müzikler konusuna da kısaca değinecek olursam, oyunla bütünlük içerisinde olmuş ve kesinlikle oyunun atmosferini çok başarılı yansıtıyor.

Oyunların veya filmlerin en temel problemi, oyunculuk, reji'den öte bir konsept yakalayamamasıdır diye düşünüyorum. Pek çok oyun her anlamıyla başarılı olur ama genel olarak bir atmosfere sahip değildir. Quills'de ise Marquis de Sade'nin aykırı hayatına bağlı olarak o atmosferin çok başarılı şekilde yakalandığını düşünüyorum. Yer yer bazı karakterlerin absürt davranışları veya konuşma tarzları, radikal ışık seçimleri ve korku müzik efektleri yerine kullanılan sert parçalar. Bence bu oyunun en büyük artısı bu. Yakalanan atmosfer. Hele ki sadece bir şeyler yapmış olmak için değil oyunun içeriğine de uygun bir şekilde yakalanmış olması. Bu da hiç kuşkusuz başta Yönetmenin başarısı.

Marquis de Sade rolünde Durukan Ordu var. İsabetli bir seçim olduğunu söylemeye gerek bile yok herhalde, bu rolü layığıyla yerine getirebilecek bir isim düşünüldüğünde kesinlikle akla ilk gelen isimlerden. Ordu, kendine has tarzı ile çok başarılı bir performans ortaya koymuş. Ortada sadece başarılı bir oyunculuk yok, ortada çok başarılı bir karakter tasviri var. Marquis de Sade dönemin öne çıkan Aristokratlarından olarak görülse de, biz bu aristokrasiyi hiç görmüyoruz, fakat bu bir eksiklik değil aksine bir artı. Zira izleyicinin salonda bulunduğu 2.5 saat boyunca karakteri tanıması için çok bir zaman yok. Durukan Ordu, tarihe geçmiş bu karakterin aykırılığını ama bir yandan da insani yönünü çok başarılı tasvir ediyor.


Rahip rolüyle Buğra Koçtepe bana kalırsa hikayenin asıl süjesini oluşturuyor. Hem kendi içinde bir metamorfoz yaşıyor hem de farkında olmadan bir yandan Doktor tarafından manipüle edilirken bir yandan da bu manipülasyona altyapı oluşturan Marqius de Sade'nin eserlerini bilinçsizce içselleştiriyor. Bilinçli bir tercih mi bilmiyorum ama Koçtepe'nin oynadığı Rahip karakteri, konuşma tarzı ve tavırlarıyla oyun boyunca en gerçekçi çizgide yer alıyor. Diğer karakterler doğrudan veya ucundan yukarıda bahsettiğim o absürtlük ile oyunun 'akıl hastanesinde' geçen ve Marqius de Sade gibi aykırı bir kişiliğin anlatıldığı atmosfere katkıda bulunurken, Rahip burada sanki sürekli bir kurtarıcı ama aynı zamanda cezalandırıcı rolü üstleniyor. Rahip'in bütün bu atmosfere ve diğer karakterlerle her türlü etkileşimine rağmen izleyiciye karşı olan doğal ve gerçekçi oyunculuğu bir yandan bizim bir masal izlemediğimiz gerçekliğini yüzümüze vururken diğer yandan karakterin yaşadığı evrimi daha kabul edilebilir kılıyor.

Doktor rolüyle Mithat Erdemli, Ankaralı Tiyatroseverlerin alışık olduğu görünümünden farklı bir görünümle sahneye çıkarken başarılı bir oyunculuk ortaya koyuyor ve hikayenin Antagonist'liğini, klişe tabirle kötü adamlığını sahneden seyirciye aktarıyor. 

Zeynep Ekin Öner, Marquis de Sade'nin eşi olarak çok başarılı. Zaten Öner sahneye çok yakışan bir isim. Ayrıca çizdiği karakter yukarıda belirttiğim atmosfer hususuna 10/10'luk bir katkı yaratıyor. Aykırı, Deli-Dolu, Absürt. Hem giyimiyle hem konuşma tarzıyla. Ama yeri geldiğinde ufacık bir sekansta dahi olsa pişmanlığı, ne yaptığını bilmemezliği, üzüntüyü çok başarılı aktarıyor. Hiç bir zaman Marquis'i gerçekten sevip sevmediğini, ondan ne kadar etkilenip etkilenmediğini bilemiyoruz ama amacına ulaşmanın mutluluğunun her daim derin izler taşıyacağını Marquis'in kesilmiş kafası ve organlarının olduğu kutularla yanlız kaldığında hissedebiliyoruz. Belki o an o da fark ediyor ki Marquis gibi bir figürün ölümü bile yazdıkları kadar dehşet saçıcı nitelikte oluyor.

Burcu Özberk Madelaine rolü ile harikalar yaratmış. Oyun sonunda herkesin konuştuğu Madelaine idi. Bu karakter bence de hem hikayeye dair hem de Marquis'e dair çok önemli bir noktada bulunuyor. Yaşamı ve varlığı, kadınlığı, Marquis'in yazdıklarına ve ona olan hayranlığı belki de Marquis'e ilham kaynağı olurken ölümü hem Rahip'in dönüşümüne hem de Marquis'in içinde tutsak kalmış daha insancıl hislere ön ayak oluyor. Marquis'in erotik ve pornografik olarak kabul edilen yazdıklarını sahnede 'anlatıcı' olarak anlatmaktan farklı olarak göstermek de Madelaine üzerinden olduğu için sadece aykırılık veya şiddet değil, oyunun cinsellik atmosferini de üzerinde taşıyan karakter oluyor.



Mimar rolüyle Melih Efeçınar, Tim Burton filmlerinden fırlamış gibi. Kısa ama çok başarılı bir performans. Yer yer sinir bozucu ama Doktor'un seçimlerini etkileyici bir karakter. Doktor'un karısı rolüyle Buse Kara, Efeçınar'a başarılı bir eküri oluyor. Diğer hastalardan birisi olan Mertcan Semerci ise belki de oyunun zirve anında Madelaine'i işkence ederek öldürerek o andan itibaren Marquis'in sonu ve Rahibin yaşayacağı değişimin başlıca mimarlarından olurken, Madelaine'e hiç bir şekilde cinsel bir saldırıda bulunmadığı bilgisi izleyiciye geçerek belki de bu ölümden Marquis'in sorumluluğunu en azından izleyici gözünde aklıyor.

Ve tabi oyunun süprizi güzel noktası, kendini kuş zanneden bir hasta rolüyle karşımıza çıkan, oyunun yönetmeni İlham Yazar. Kendisine hem başrol verip hem de oyunu yöneten, yönetmenlerden farklı olarak küçücük bir rol ile izleyici karşısında. Sürekli sahnede, ama arkaplanda. Belki ülkemiz sinema ve tiyatro kültüründe hiç bir şekilde yeri olmayan cameo kavramının tiyatro adına ilk örneği. Küçücük rol ile bile sahneye çok yakışmış, umarız yönetmenliği kadar oyunculuğunu da izleme fırsatı buluruz. 

Biraz metine de değinmek istiyorum. Metin genel hatlarıyla başarılı fakat yer yer yetersiz. Örneğin Marquis de Sade'nin kim olduğu, düşünceleri hiç bilmeyen birisine başarılı aktarılacak seviyede değil. Marquis'in yazma isteği güzel bir şekilde veriliyor, kalemleri elinden alınınca kendi kanıyla yazması, o da olmayınca dışkısıyla yazması gibi. Fakat bunların sözcüklerle verilmesi o an aynı etkiyi yaratmıyor izleyicide. Marquis de Sade'nin bende yarattığı en büyük şok, yazacak bir şey bulamayınca, çırılçıplak kaldığı hücresinde dışkısıyla duvarlara bir şey yazmasıydı. Bu hem karakterin aykırılığını hem de büyük bir karakter trajedisini aynı anda anlatan çok çarpıcı bir bilgi. Metinde çok hızlı geçiliyor.


Rahip'in dönüşümü çok ani oluyor, Marquis'e daha ılıman ve iyiniyetli yaklaşan Rahip, doktor'un manipülasyonuyla bir katile hatta ölü tecavüzcüsüne dönüşen histerik bir adam oluyor. Rahip'in Marquis'in eserleriyle olan ilişkisi, bunların ne kadar etkisi altında kalıp kalmadığı, bu dönüşüm'de kafalarda soru işareti bırakıyor. 

Doktor'un hikayesi de biraz eksik kalmış. Karısının onu aldatıp mimar ile kaçması yüzünden mi tüm bunları yapıyor yoksa zaten içindeki kişi mi böyleydi ya da farkında olmadan Marquis gibi aykırı düşünen birisi mi oldu bunlar yanıt bulmayan sorular. Karısının mimar ile kaçması oyunda önemli bir şekilde vurgulanıyor, buna binaen bir şekilde travma etkisiyle vahşileştiğini söylemek ne kadar doğru olursa olsun bu dönüşüm çok inandırıcı gelmiyor izleyiciye.

Blog'u takip edenlerin bileceği, bu satırlarda defalarca yazıldığı üzere (Yastıkadam, Mojo) İlham Yazar, ülkemizdeki en yenilikçi, çağdaş rejisörlerin başında geliyor. Bu oyunda da hem kendini tekrarlamadan, hem de farklı bir bakış açısı katarak ortaya çok başarılı bir reji çıkarmış. Sahne yerleşiminde bahsettiğim üzere, karşımızda tek bir sahne yok. Aynı anda birden çok sahne var. Bu birden çok sahnede de ışık geçişi olmadan akan bir oyun var. Bu akıcılık'ta reji başarısı çok büyük. Örneğin Rahip'in Madelaine'in ölüsü ile yaşadığı gerçeküstü sahne muazzam bir reji örneği. Bu oyunda en çok beğendiğim sahne idi.

Oyun ve perde başında tüm oyuncuların alışagelmişin dışında verdikleri poz, selamdaki süpriz, Oyun ekibinde ve tiyatro'da yer alan diğer insanların oyun boyunca taşıdıkları heyecan (sahnede izleyicinin gülmeyeceği ama defalarca prova alınmasından ötürü sadece oradakilerin anlayacağı komik bir şey olduğunda gülme, ki bizim gibi amatör tiyatrolarda çok vardır bu) bu ekibin ve tiyatronun ne kadar samimi, doğal ve işlerini severek yaptıklarını gösteriyor. Sonda bahsettiğim husus çok önemli zira artık ödenekli veya özel tiyatroların bir çoğu soğukluktan geçilmiyor. Burada ise sanki bir üniversite topluluğunda oyun çıkarmanın heyecanı varmışçasına işlerini başarılıyla yapan profesyonellerin olması her şeyden önemli.


Gelelim yazının sonunda eksikliklere, bazı sıkıntılara.

Öncelikli olarak genel prova olmasından ötürü normal karşılanacak kimi replik unutmalar, bir kaç ışık problemi haricinde oyunda problem yoktu. Fakat oyunda kullanılan "öfkeyle kalkan zararla oturur" tarzı bir kaç ifade oyunun o başarılı atmosferine çok aykırı ve hatta yer yer yabancılaştırma görevi görmüş.

Tatbikat Sahnesiyle ilgili de gözlemlediğim bir kaç sıkıntı var. İzleyici girişleri bina dışarısından olması bu oyuna özgü müydü bilmiyorum ama bu sahnenin güzelliğine yakışmamış. İzleyici koltuklarının olduğu bölümdeki akustikle alakalı bir sorun da mevcut olabilir, kimi reaksiyonlar çok ham haliyle bütün sahnede yankılanıyor. Ve pek tabi bilet fiyatları Ankara standartları için çok pahalı. Pek çok özel, ödenekli ve butik tiyatronun olduğu İstanbul'da bu bir rekabet yarışı iken, standartların çok üzerinde başarılı işler yapan Tatbikat Sahnesi ve Ankara'da bu fiyatlar biraz aşırı. Yeni kurulan, gideri çok olan bir yer için şimdilik bu husus görmezden gelinebilse de umarım bilet fiyatları konusunda iyileştirmeye, daha çok öğrenci bileti satmaya, koltuk satın alma ve kombine bilet uygulamalarına umarım devam ederler.

Ankara'daki herkesin görmesi gereken bir Tiyatro, Tatbikat Sahnesi. Sadece Mezarsız Ölüler veya Quills değil ileride yapacakları tüm işlerin güzel olacağı şimdiden belli.

Quills 21-22-23-24 Mayıs tarihlerinde Tatbikat Sahnesinde Sahnelenecek. Daha sonra bir sahneleme olup olmayacağına dair bir bilgim yok. Biletler'i MyBilet üzerinden temin edebilirsiniz.

KÜNYE:

Marquis de Sade ın hikayelerine kulak verin ! Kilisenin, paranın, giyotinlerin ve tüy kalemlerin büyük savaşına şahit olun ! ! Doğanın ve ahlak kurallarının , sade izm in kurucusu Marquis de Sade ın hikayelerinde bir kez daha, en acımasız haliyle yüzleşmeye hazır olun ! Fransız Devrimi nin hemen ardından, Sade ın akıl hastanesi yıllarında geçen Quills sizi, tüy kalemlerin yazdığı ve giyotinlerin susturamadığı hayatlara şahit olmaya çağırıyor ve gerçek sanatçının asıl zor zamanlarda var olabildiği bir kez daha kanıtlanıyor !
Genel Sanat Yönetmeni: Erdal Beşikçioğlu
Yapımcı: Nadir Koçoğlu
Yazan: Doug Wright
Çeviren: Buğra Koçtepe
Yöneten: İlham Yazar
Koreograf: Binnaz Dorkip
Müzik ve düzenleme: Ali Erel
Kostüm: Funda Çebi
Dekor: Tatbikat Sahnesi
Işık: Mustafa Bal
Oyuncular: Durukan Ordu, Zeynep Ekin Öner, Buğra Koçtepe, Mithat Erdemli, Burcu Özberk, Melih Efeçınar, Buse Kara, İlham Yazar, Mertcan Semerci
Not: Oyunla ilgili görseller Tatbikat Sahnesi'nin ve Erdal Ozan Metin'in Twitter üzerinden paylaştıkları resimlerden alınmıştır.

5 Mayıs 2014 Pazartesi

Tatbikat Sahnesine Merhaba!



Türkiye Tiyatrosunda Tatbikat Sahnesinin adı 1940'lı yıllara kadar uzanıyor. O zaman, Ankara Üniversitesi Konservatuarınca kurulan ve çalışmalar yapan daha sonra ise perdelerini kapatan bir yer olarak, tarih sayfalarında yer alıyor.

Günümüz itibariyle ise Tatbikat Sahnesi, geçmişteki oluşuma selam çıkarak, Ankara'da tiyatro yolculuğuna başladı. 

Ankara'da Dip Sahne ve Stüdyocer yolculuklarından sonra Erdal Beşikçioğlu, Çankaya'da yepyeni bir sahneyi ve tiyatroyu Ankaralılarla buluşturdu. Tatbikat Sahnesi her anlamıyla insanı heyecanlandırıyor. İçerisindeki isimler, sahnelenen/sahnelenecek oyunlar, hatta binanın mimari yapısı bile oluşumun ne kadar ciddi ve bakış açısının ne denli güzel şeyler sunacağını bizlere gösteriyor.

İlk oyunları Mezarsız Ölüler 1 Mayıs itibariyle Erdal Beşikçioğlu yönetiminde prömiyer yaptı. İkinci Oyun Tüy Kalemler ise İlham Yazar yönetiminde Mayıs Ayı ortalarında izleyiciler ile buluşacak.

Yıllardır Ankara'nın hasretini çektiği türden bu oluşum, içerisinde birbirinden değerli isimler.

Tiyatro yaşantısında bol şanslar.

İletişim:


12 Ocak 2014 Pazar

Ankara Tiyatro Rehberi 16 (13 Ocak 2014 - 20 Ocak 2014)

2014 yılı Tiyatro için güzel bir başlangıç yaptı Ankara'da. Özellikle 2013'ün ikinci yarısındaki durgunluktan eser yok. Yeni oyunlar, turne oyunları, devlet tiyatrolarının prömiyerleri izleyiciyi heyecanlandırıyor. Yaklaşan Festivaller ve Üniversite Festivalleri de cabası. Önümüzde çok iyi bir 4-5 ay var.

Bu rehberde de her zamanki gibi haftanın öne çıkan oyunlarına değinip, sahnelenecek bütün oyunlara da yer vereceğiz.

1) Kimsenin Ölmediği Bir Günün Ertesiydi (6'dan Sonra Yapım):
Kimsenin Ölmediği Bir Günün Ertesiydi Afiş
En son 2013 yılı Afife Jale ve Sadri Alışık ödüllerinde En Başarılı Kadın Oyuncu ödülü dahil olmak üzere pek çok ödül almış, son zamanların en çok dikkat çeken oyunlarından birisi olan oyun turne kapsamında Ankara'ya geliyor ve 13 Ocak Pazartesi günü saat 20.00'de Şinasi Sahnesinde sahneleniyor. 

Transseksüel bir bireyin hayatını anlatan oyunun yazarı Ebru Nihan Celkan, yönetmeni ve tek kişilik oyuncusu Sumru Yavrucuk. Sahnede müthiş bir performans, bolca emek ve çok güzel bir oyun var.

Oyunun tanıtım metni şu şekilde:

"Bugünün dünden farksız olduğu bir coğrafyada, varoluşunun tehdit olarak algılandığı bir kadının tek kişilik gösterisine hoşgeldiniz... Hep büyük bir hayatın figüranı olan Umut, bu kez içini geçmişiyle doldurduğu anılarını paylaşmak için sahnededir. Aile bağları, "madilik", hayal kırıklıkları, çocukluk düşleri, muhatabını bulamadığından insanın dilini ekşiten her şey..."

2) Nehir (Oyun Atölyesi):

Nehir Afiş
Hayatımıza Mojo oyunuyla giren Jezz Butterworth'ün kaleminden çıkan oyun bir adam ve iki kadın arasında geçen bir hikayeyi anlatılıyor. Tek perdelik oyunun yönetmen koltuğunda Haluk Bilginer, sahnede ise Ayça Bingöl, Canan Ergüder ve Haluk Bilginer var.

Jezz Butterworth'ün kalemine, sahnedeki isimlerin performans geçmişlerine bakılarak, iyi bir oyun olduğu konusunda şüphe olmasa da, biletlerin pahalılığı ne yazık ki can sıkıyor. 16 Ocak Perşembe günü Şinasi sahnesinde sahnelenecek oyunun tanıtım metni şu şekilde:

"Hatırlamaya çalışacaksın nasıl hissettiğini... 

O zamana gitmeye çalışacaksın tekrar yaşamak için. Ama gidemeyeceksin...

Gidemezsin çünkü..."


3) Bir Delinin Hatıra Defteri (Ankara Devlet Tiyatrosu):

Bir Delinin Hatıra Defteri Afiş
Geçtiğimiz yılın ikinci döneminde kaldırılan fakat bu yıl tekrar sahnelere dönen oyun yıllardır Ankara Devlet Tiyatrosunda kapalı gişe oyuyor. Gogol'un eseri Cem Emüler yönetmenliğinde ve Erdal Beşikçioğlu oyunculuğunda sahneleniyor. Farklı dekoru, rejisi ve muhteşem oyunculuğu ile oyunun biletleri çıktığı anda tükeniyor. Hatta bu oyuna bilet bulabilmek için gişe önünde sabahlayanlar dahi oluyor. Bilet bulursanız kaçırmamanız gereken bu oyun, talebin yoğunluğu karşısında 100 kişilik oturma düzeni 150 kişiye çıkarılmış durumda ama ne yazık ki yine biletler tükenmiş. Bir şekilde bilet edinebilirseniz ya da şanslıysanız boşalan bir koltukta yer bulabilirseniz muhakkak gidip görmeniz gerekiyor. Oyun 14-17-19 Ocak 2014 tarihleri arasında Stüdyo Sahnede sahnelenecek.

Son zamanlarda bu oyunla ilgili oluşan polemiklerle bir kaç not düşmek istiyorum. Özellikle geçen sezonun sonu ve bu sezonun başında oyun programda ve listede gözükmemiş daha sonra eklenmişti. Hiç kuşku yok ki oyunun tiyatral anlamda güzelliği, başarılı oyunculuk ve reji unsurlarına rağmen oyuna olan yoğun ilginin başlıca sebebi Erdal Beşikçioğlu'nun popülaritesi. Bu durumun bilet taleplerini çok yoğun hale getirmesi, hatta biletlerin anında tükenmesi ve çok büyük sayıda biletin oyuna gitme amaçlı değil, karaborsada olduğu fiyatın 10 hatta 20 katına satılması ne yazık ki çok üzücü. İnsanların oyuna gidiş motivleri hiç kimsenin karışmaması gereken bir konu. Yani Bir Delinin Hatıra Defterine güzel bir oyun izlemek için giden izleyici olduğu kadar, Erdal Beşikçioğlu'nu izlemeye giden izleyici de olabilir. Fakat öyle ya da böyle bu oyun üzerinden bir karaborsa piyasasının oluşması hatta bu piyasanın bu yıl sahnelenen diğer oyunları (Hayvan Çiftliği, Çalıkuşu) da etkilemesi oldukça can sıkıcı bir durum.

Yine de 3 yıl önce de 3 yıl sonra da aynı şeyi söylemek mümkün, hem reji anlamında hem oyunculuk anlamında hem de metin anlamında çok başarılı, bütünlüklü bir oyun, farklı bir izleme tecrübesiyle izleyicilerini Stüdyo Sahne'de bekliyor.

4- Sarı Naciye (Ankara Devlet Tiyatrosu):


Sarı Naciye Afiş
Bu yıl prömiyerini yapan oyun, şu ana kadar Ankara Devlet Tiyatrosunun 2013-2014 sezonunda en çok beğenilen oyunları arasına şimdiden girdi. Ankara izleyicisi tarafından tam not alan ve Recep Bilginer tarafından yazılan oyun Zafer Kayaokay tarafından sahneye konuluyor. Töre ve Göç konularının işlendiği oyunda, yıllarca Ankara Devlet Tiyatrosunda kapalı gişe oynayan Fosforlu Cevriye'nin Cevriyesi Feray Darıcı bu oyunda da başrolü üstleniyor. Feray Darıcı'nın Fosforlu Cevriye'deki performansı pek çok kişi tarafından oldukça başarılı bulunmuştu. Oyun 12-18 Ocak tarihleri arasında  Akün sahnesinde sahnelenecek. Oyuna dair bir not: Benim gibi silah patlama sesinden ürken tiyatroseverler biraz diken üstünde olacaklar oyunu izlerken.

5- Macbeth (Ankara Devlet Tiyatrosu):


Macbeth Afiş
William Shakespeare'in en önemli başyapıtlarından birisi olan Macbeth'de, güç, ihanet, intikam gibi evrensel konular, gelmiş geçmiş en büyük trajedilerden birisi olarak kabul edilen oyunda sahneye taşınıyor. Shakespeare'in büyüleyici dili, başarılı gel-git'ler ve dahası etkileyici alt-metinlere sahip oyun 14 Ocak 2014 Salı günü Cünyet Gökçer Sahnesinde Prömiyer yapıyor.

Kral Macbeth'in dramatik ve trajik hayatı, hırsları, pişmanlıkları, büyüleyici ve büyük bir dünya Ankara izleyicisini bekliyor. Bu yıl ki yerli oyun politikası içerisinde değeri bilinmesi gereken, az sayıdaki yabancı eserden başlıcası olacaktır oyun. Zaten izleyicilerin biletlere göstermiş olduğu ilgi de bunu kanıtlar derecesinde, neredeyse tüm temsillere bilet tükenmiş durumda. Fakat yinelemek gerekirse, biletleri her zaman kontrol etmekte, açığa çıkan bilet olup olmadığını zaman zaman yoklamakta fayda var.

Bozkurt Kuruç tarafından yönetilen oyunda, Ankara izleyicisinin çok sevdiği, Sinan Pekinton, İpek Çeken ve Tolga Tekin gibi pek çok isim yer oluyor. Oyun 14-18 Ocak tarihleri arasında Cünyet Gökçer Sahnesinde olacak ve Shakespeare haftası kapsamında 21-24 Ocak tarihlerinde temsillerine Büyük Tiyatro'da devam edecek.

6- 80'lerde Lubunya Olmak (Mekan Artı):


80'lerde Lubunya Olmak
1980 Darbesi ve dönemin Sağ-Sol çatışmaları arka planında, bu dönem yaşamış Trans bireylerin, hayat hikayeleri sahneye çok başarılı performanslarla taşınıyor. İstanbul'da adından bolca söz ettiren Mekan Artı ve 80'lerde Lubunya Olmak, ülkemizde tabu olarak görülen bir konuya hiç çekinmeden giriyor ve izleyiciyi derinden etkileyecek bir performansı sahneye koyuyor.

Siyah Pembe Üçgen Derneği İzmir tarafından yazılan kitap, Mekan Artı Tarafından oyunlaştırılmış ve Sahneye konulmuş. Oyun 20 Ocak 2014 Pazartesi günü iki gösterimle Eski Yeni Alt Kat'ta olacak. Oyunun Tanıtım Metni Şu Şekilde:

"80lerde Lubunya Olmak, en genci bugün 50 yaşında olan dört Trans birey bize Türkiye de Lubunya olmanın genel ve özel tarihini anlatıyorlar.

Oyunda deneyimlerini paylaşan dört trans birey bize kendi hikayelerini anlatıyorlar ve parklarda, üçüncü sınıf otellerde, randevuevlerinde, gece kulüplerinde, Pürtelaş ta, Bayram Sokak ta, Dolapdere de, sokaklarda, karakollarda, kışlalarda yaşamak için direnen, hayata delicesine tutunan ve çoğu zaman birbirlerinden başka sarılacak kimsesi olmayan Lubunya bireylerin gözünden bu ülkenin korkunç bir döneminin korkunç hikayesini gözler önüne seriyorlar.
İzmir de faaliyet gösteren Pembe Siyah Üçgen Derneği nin 2012 yılında yayınladığı aynı adlı kitaptan uyarlanan oyun Ufuk Tan Altunkaya tarafından sahneye uyarlandı. Tamamen, gerçekleştirilen söyleşilerden oluşan metinde, hiç bir değişikliğe gidilmeden, trans bireylerin kendi kelimeleri ile sahne uyarlaması gerçekleştirildi."
7- Kuklacı (Tiyatro Kafe):
Kuklacı Afiş
Cafe Tiyatro ve Bar Tiyatrosu konseptlerine karşı ve mesafeli olsam da tiyatro adına yapılan her çalışma takdiri hak etmeli. Cantuğ Turay yönetimindeki Tiyatro Kafe / Ritüel Sanat Merkezi de Ankara'da yıllardır istikrarlı bir şekilde faaliyet gösteren tiyatroların başında geliyor. Dediğim gibi bu konseptteki oyunlara karşı ve mesafeliyim fakat yıllardır yetenekli oyuncular bu sahnede izleyiciyle buluşuyor.

Kuklacı oyunu ise ilginç bir oyun. Aslında Cafe Tiyatro konseptinde düşünülmesi enteresan. Zira oyun bir gerilim. Cafe Tiyatrolarda görmeye alışık olduğumuz komedi unsurundan uzak ve hatta çok göndermeli, bol altmetinli izleyiciyi oldukça etkileyecek bir texte sahip. Gardner Mckay tarafından yazılan oyunun orjinal ismi "Toyer" yani esasen "Oyuncakçı" anlamına geliyor. Kurbanlarını bir ilaç ile paralize edip onları birer oyuncak'a/kukla'ya dönüştüren ve öldüren bir seri katil ile, bu seri katil üzerine araştırmalar yapan bir psikoloğun hikayesini anlatıyor. Oyucakçı ismi yerine Kuklacı ismi tercih edilmiş. Oyun metnini bilen birisi olarak bunun yanlış bir seçim olmadığını aksine oyunu iyi yansıttığını düşünüyorum. Oyun daha önce Oyun Atölyesi tarafından da sahnelenmişti ülkemizde.

Alternatif Tiyatro eksikliği çeken Ankara'ya yeni bir soluk getirebilir bu oyun. Her ne kadar Cafe Tiyatro konseptli bir yerde sahneleniyor olsa da yer yer In-Yer Face yer yer bol gerilimli ama özellikle sağlam metni ve göndermeleriyle dikkat çeken bu oyunu izlemekte fayda var. Oyunun texti gerçekten harika. Karakterlerin  isimlerinden kullanılan metaforlara kadar yazar başarılı bir altmetin hazırlamış. Oyun 18 Ocak tarihinde Ritüel Sanat Merkezinde sahnelenecek.

8- İyi Geceler Anne (Ankara Devinim Tiyatro):

İyi Geceler Anne Afiş
Ankara Devinim Tiyatro, Ankara'da var olmayı başarabilmiş az sayıda özgün projeye imza atan ekiplerden birisi. Bir kaç yıl önce Koltes'in Roberto Zucco'sunu çok başarılı bir şekilde sahneye taşımışlardı. Arından ise bar/cafe tiyatro konseptli başarılı Çehov sahnelemeleri yaptılar. Uzun zamandır Ankara'da Alternatif bir Tiyatro olmanın zorluğu karşısında kapandıklarını düşünüyordum, tesadüfen karşıma yeni oyunlarıyla çıktılar. Gördüm ki aslında uzun zamandır sahneliyorlarmış. Gözlerden uzakta, büyük bilet sitelerinde reklam yapmaksızın tiyatro yapmaya çalışmaları çok cesurca ve takdire şayan. Seçilen oyun ve oyunun sahnelendiği ise benim gibi alternatif tiyatro meraklılarını sevenler için heyecan verici.

İyi Geceler Anne, Marsha Norman Tarafından Kaleme alınmış ve 1983 yılında Pulitzer ödülü kazanmış. Oyunu sahneye koyan isim Ahmet Yapar. Nurcihan Ersoy ve Ezgi Karaca da oyunun oyuncuları arasında. İyi Geceler Anne 17 Ocak Cuma Günü Sarkaç Cafe'de Sahnelenecek.  Bu linke tıklayıp daha ayrıntılı bilgiye ulaşılabilir biletler konusunda.

Oyunun Tanıtım Metni Şu Şekilde:

"Oyun Jessie ve beraber yaşadığı annesi Thelma'nın, birlikte geçirdikleri son geceyi anlatır. Oyun, Jessie'nin annesine, ertesi sabah ölmüş olacağını, çünkü o gece intihar edeceğini açıklamasıyla başlar. Jessie bunları, evi derleyip toplarken ve annesine yapacağı manikür için hazırlanırken, kayıtsızca, öylesine anlatır. Bunun ardından iki kadın arasında geçen konuşmalarda, Jessie'nin bu kararı neden verdiği, annesiyle olan yaşantısının detayları, kendi ölümünü en ince ayrıntısına kadar nasıl planladığı açığa çıkar. Oyun, kaçınılmaz sona doğru tedirgin edici şekilde hızla ilerler."

9- Dar Ayakkabıyla Yaşamak (Ankara Sanat Tiyatrosu):

Dar Ayakkabıyla Yaşamak Afiş
Profesyonel, Buluşma Yeri, İntiharin Genel Provası gibi oyunları ülkemizde sahnelenmiş usta Yazar Duşan Kovaçeviç'in Dar Ayakkabıyla Yaşamak isimli oyunu Zurab Siharulidze rejisiyle sahneye taşınıyor ve Ankara Sanat Tiyatrosunca sahneleniyor. Duşan Kovaçeviç'in yazım kabileyiti ve Ankara Sanat Tiyatrosunun son yıllardaki, eski günlerini anımsatan ivmesiyle, izlenmesi gereken bir oyun Ankaralı Tiyatroseverlerle buluşuyor. 

"Sosyal ortamın istediğimiz gibi olamadığını herkes biliyor, herkes farkında… Sosyal hayattaki problemler hepimizi rahatsız ediyor ama bu problemleri hepimiz farklı şekilde algılıyor ve çözmeye çalışıyoruz. Çünkü hepimiz aynı çevreye ait olmamıza rağmen ayrı ayrı bireyleriz. Bu yüzden bakış açılarımız da bireyseldir, aynı problemler üzerinde bile. Ama bizi birleştiren ve omuz omuza getiren hepimiz için aynı tutkudur: YAŞAMA TUTKUSU… Bu oyunda biz hep beraber tek bir birey gibi çalıştık. Düşüncelerimizi, acılarımızı ve tutkumuzu bütün samimiyetimizle seyircimizin önüne koyduk. Umuyoruz ki düşüncelerimiz bizi size yakınlaştıracak."  tanıtım bültenine sahip oyun 19 Ocak günü Ankara Sanat Tiyatrosunda sahnelenecek.


10- Diğer Oyunlar:

- Ankara Devlet Tiyatrosu: Ramiz ile Jülide, Tepegöz, Venedik Taciri, Mevlana - Aşk ve Barış Çığlığı, 1. Sokak No: 28 Casukların Evi

- Samsun Sanat Tiyatrosu: Aşk Olsun Sana Çocuk (15 Ocak 2014 Çarşamba), Şu Çılgın Türkler (16 Ocak 2014 Perşembe)

- Yutt Sanat: Bavul - Bir Ağırlık Yetim-i (18 Ocak 2014 Cumartesi)

- Ertan Gösteri Merkezi: Çöz Bakalım (17-18 Ocak 2014)

- Tiyatro Kafe: Şu İşe Bak (15 Ocak 2014 Çarşamba)

- Başkent Oyun Atölyesi: Doğaçlama Geceleri (17-22 Ocak 2014)

- Ankara Sanat Tiyatrosu: Halktan Biri (17 Ocak 2014 Cuma), Selamün Kavlen Karakolu (18 Ocak 2014 Cumartesi)  

- Müjdat Gezen Sanat Merkezi: Hitler ya da Özgürlük (17-18 Ocak 2014)

- Mediamixer: Yaratılış Efsanesi (13 Ocak 2014 Pazartesi)

9 Ocak 2014 Perşembe

Ankara'ya Dair Güzel 10 Şey

Hiç şüphesiz pek çok kez yakınsak da, Ankara'nın hala insanı mutlu eden pek çok yeri, özelliği var. Evet kışlar inanılmaz soğuk, yazlar inanılmaz sıcak saçmasapan bu iklimde, "Ama deniziniz yok" rekabetinden uzakta Ankara'ya dair güzel şeyler.

1- Papazın Bağı:
Papazın Bağı
Hava nasıl olursa olsun, binalardan, memur kentliğin, bitmeyen metro çalışmalarından bıkanlar için harika bir ortam, inanılması zor ama beton yığınları arasında bir doğa güzelliği. İçerisindeki işletmenin çok noksanlığı olsa da sadece gidip çay içmek bile yeterli. Adeta, güneye tatile giderken mola verilen dağ eteklerinde bir yer gibi.

2- Ankara Devlet Tiyatrosu, Sahneleri ve Ankara Seyircisi:
Küçük Tiyatro
Blog'da çokça eleştiri olsa da Ankara'da yeterince tiyatro aktivitesi olmadığına dair, hiç kuşku yok ki Devlet Tiyatroları bünyesinde Ankara Devlet Tiyatrosu'nun yeri daha bir ayrı. Oyuncular, izleyiciler, çalışanlar bir bütün içinde. Belki de Devlet Tiyatroları dışında oyun olmamasının getirdiği bir bütünlük bu. Ankara Devlet Tiyatrolarının sahneleri ise izleyiciye çok farklı ve güzel deneyimler yaşama fırsatı sunuyor. Muhtemelen de diğer Devlet Tiyatroları sahnelerinin kat be kat önünde. Bir yandan tarihi dokuları ile Küçük/Büyük Tiyatro, bir yanda oldukça çağdaş rejilere izin veren Stüdyo Sahne ve İrfan Şahinbaş. Hiç kuşku yok ki, bu denklemi güzelleştiren en önemli etkenlerden biri, oyunlara, oyunculara sahip çıkan, yanlız bırakmayan, saygı gösteren Ankara seyircisi.

3- Ankara Simidi ve Ankara Döneri:


Yıllarca Ankara'da yaşanıldığı için Simit'in ve Döner'in diğer şehirlerde farklı olduğunu bilmemek iyi mi kötü mü bilemedim. Gerçi başka şehirlerde uzun zamandır An kara Simidi ve Döneri satılsa da, bu tatların en güzelleri hiç şüphesiz Ankara'da.

4- Mesafelerin Kısa Oluşu:


Ankara'da ulaşım ağı Türkiye'deki her şehir gibi sıkıntılı ve yeterli değil. Fakat son yıllarda her ne kadar şehir büyüme gösterse de, hala şehir merkezinden pek çok nokta kısa sayılabilecek mesafede. Trafik problemi son yıllarda artsa da mesafeler henüz o kadar artmadı. Eryaman dışında şehir merkezine çok uzak sayılabilecek bir nokta yoktur.

5- Kalabalık ama değil:


Nüfus olarak Türkiye'nin en büyük şehirlerinden olsa da, hala sokakta yürürken kendinizi tanımadığınız 20 kişinin arasında bulabileceğiniz bir yoğunluk yok Ankara'da. Büyük çoğunluğunu memurların ve öğrencilerin oluşturduğu şehirde, en kalabalık zamanlarda bile rahat yürümek şimdilik mümkün.

6- Kızılırmak Sineması:


Benzerleri ne yazık ki yıkılmaya, yeni AVM'ler açılmasıyla oradaki sinemalarla rekabet edememesine karşın, 
Ankara'da hala bağımsız filmlerin seyredilebileceği, ticarileşmemiş bir sinema var.

7- Atatürk Orman Çiftliği Dondurması ve Kokoreç:


Ankara'da yaşayıp da çocukken Atatürk Orman Çiftliği denilince aklına dondurma ve hayvanat bahçesi, yetişken ise dondurma ve kokoreç gelmemiş pek kişi yoktur. Tabi zevkler ve renkler tartışılmaz ama AOÇ dondurması ve kokoreç'i bu şehrin güzelliklerinden.

8- Eymir ve Mogan Gölleri:


Her ne kadar son zamanlarda girişlerde çeşitli kısıtlamalar gündeme gelse de, hala doğa güzelliklerini koruyan Eymir ve Mogan Gölleri Ankaralılar için vazgeçilmez.

9- 7. Cadde'de Yürümek:


Son yıllarda biraz azalsa da, 7. Cadde Ankara'nın en önemli merkezlerinden birisi. Ve yıllardır özellikle yaz aylarında akşamları, hiç bir yere gidilmeyecek olsa bile dondurma alıp 7. caddede yürümek Ankara'yı Ankara yapan güzel şeylerden birisi.

10- Dost'un Önünde Buluşmak:


Her şehirde bir kaç farklı buluşma noktaları vardır. Ankara'da ise hemen hemen akla ilk gelen Karanfil Dost'un önünde buluşmaktır. Bunun anlamı Ankara'lılar için özel hiç kuşkusuz.

4 Ocak 2014 Cumartesi

Ankara Tiyatro Rehberi 15 (6 Ocak 2014 - 13 Ocak 2014)

Çeşitli sebeplerden ötürü blog'a uzunca bir ara vermek zorunda kaldım. Bu zamanda izlenen, tavsiye edilecek pek çok oyun, film blog'dan uzak kalmış oldu. 2014 ile beraber blog yazıları tekrar başlıyor. Umarım bu sefer ara vermek zorunda kalmam. Bu yeni yılın ilk yazısıyla beraber herkesin de yeni yılının gönlünce olmasını dileyelim.

Blog arası verilen dönemde Ankara'da güzel oyunlar sahneledi, turne oyunları izleyiciyle buluştu, yeni oyun haberleri tiyatro severleri heyecanlandırdı. 2014 ile beraber hem yeni oyunların, hem üniversite festivallerinin başlayacak olması, geçtiğimiz kış dönemine göre daha dolu bir 6 ay yaşayacağımızın hiç kuşkusuz bir göstergesi.

Yılın başında oldukça eleştirilen Devlet Tiyatrolarnın yerli oyun politikası 2014 yılında bir nebze olsun azalmaya uğrayacak gibi. Ankaralı tiyatroseverlerin çok sevdiği Durukan Ordu Vanya dayı ile izleyiciyle tekrar buluşurken, Venedik Taciri, Macbeth gibi Sheakspear klasikleri de 2014 yılı itibariyle Ankara Devlet Tiyatrosunca sahneye taşınacak.

Bu rehberde de her zamanki gibi haftanın öne çıkan oyunlarına değinip, sahnelenecek bütün oyunlara da yer vereceğiz.

1- Kim Korkar Hain Kurttan (Oyun Atölyesi):

Kim Kortkar Hain Kurttan
Önceki rehberlerde belirttiğim üzere, bu yıl Ankara'ya izleyiciyi çok fazla heyecanlandıracak turne oyunlar uğramadı. Ankara'nın neredeyse her yazıda belirttiğim üzere tiyatro konusunda gördüğü bir "sevilmeyen üvey evlat" muamelesi ne yazık ki devam ediyor. Geçtiğimiz Kasım Ayında Cer Modern'de sahnelenen Uğrak yeri ve gelecek hafta Odtü'de sergilenecek Kim Korkar Hain Kurttan oyunları, izleyiciyi biraz olsun bu düşünceden uzaklaştıracaktır.

Edward Albee'nin hiç şüphesiz en önemli kabul edilen eserini sahneye Oyun Atölyesi taşıyor. Oyun Atölyesi bu yılın başında bir takım ayrılıklar yaşamış olsa da (Moda Sahnesi) hiç şüphesiz hala çok güzel işler sahneye koyuyor. Hira Tekindor'un yönettiği oyunda, Zerrin Tekindor, Tardu Flordun, Şükrü Özyıldız ve Nilperi Şahinkaya rol alıyor.

ODTÜ KKM'de 11 Ocakta sahnelenecek oyunun Ankara izleyicisi tarafından kaçırılmaması gerekiyor. Oyuna dair en olumsuz yan yine bilet fiyatlarının oldukça pahalı oluşu. Çokça kez belirtildiği üzere bu fiyatlar Ankara izleyicisi için alışık olmayacak seviyede. Son bir not, Oyun Atölyesi 16 Ocakta Nehir isimli oyunuyla yine Ankara'da olacak.

2- Hayvan Çiftliği (Ankara Devlet Tiyatrosu):

Hayvan Çiftliği Afiş
Yeni sezon Devlet Tiyatroları oyunları arasındaki az sayıda yabancı oyunlardan birisi olarak karşımıza çıkıyor Hayvan Çiftliği. Benim bu sezon en çok merak ettiğim yapımların da başında geliyor. Geçen yıl Ankara izleyicisi Erdal Beşikçioğlu yönetiminde gençlerden kurulu bir kadro ile Stüdyo Cer'de izlemişti bu oyunu. Oyunun Stüydo Cer sahnelenişi ile ilgili inceleme daha önce bu blog'da da yapılmıştı. Buradan ulaşabilirsiniz. 

Oyunun yönetmen koltuğunda Barış Erdenk var. Yenilikçi, yaratıcı ve başarılı bir rejisör kendisi. Bu sebepten ötürü de Hayvan Çiftliğinin rejisi merak konusu. İster istemez bir yıl önce başka bir tiyatroca sahnelenmesinden ötürü, Ankara izleyicisi iki oyun arasında karşılaştırmalar yapacaktır. Bu oyun için ve yönetmen için bir handikap olsa da gerçekten bu yılın en heyecanlandırıcı projelerinden birisi ve çok başarılı bir yapım Ankara izleyicisini bekliyor. George Orwell'in unutulmaz romanından Peter Hall tarafından sahneye uyarlanan oyun 2 Ekim 2013 günü prömiyerini yaptı ve oldukça iyi yorumlar aldı. Oyun'un İrfan Şahinbaş sahnesinde sahnelenmesi de oldukça farklı bir reji ve dekor göreceğimizin habercisi. Bu yılın en çok ilgi gören oyunlarından olacaktır. Biletler neredeyse çıktığı anda tükeniyor kısacası Ankara izleyicisinin ilgisi büyük. Oyun 8-9-11 Ocak tarihlerinde İrfan Şahibaş Sahnesinde sahnelenecek. 

3- Çalıkuşu (Ankara Devlet Tiyatrosu):

Çalıkuşu
Neşat Nuri Güntekin'in kaleminden çıkan ve edebiyatımızın en önemli eserlerinden birisi olarak kabul edilen Çalıkuşu yıllardır ülke çapında pek çok tiyatro tarafından pek çok kez sahnelenmiş bir eser. Hatta eserin yıllar boyunca filmleri çekildi, dizileri televizyonlarda yayınlandı. (Şu anda da güncel bir versiyonu yayınlanıyor hatta).  Necati Cumalı tarafından oyunlaştırılan eser, Halil Akarsu rejisiyle Ankara Devlet Tiyatrosunca bu yıl sahneleniyor. Devlet Tiyatrolarının bu yılki yerli oyun politikalarına paralel olarak çıkan oyun 22 Ekim tarihinde prömiyerini yaptı. 5-Oyun kalabalık kadrosuyla dikkat çekiyor ve Ankara Devlet Tiyatrosu müdavimlerinin yakından tanıdığı isimler oyunda yer alıyor.

Hiç şüphesiz bu sezonun önemli prodüksiyonlarından birisi Çalıkuşu. Zaten Ankara izleyicisi de oyuna epey ilgi göstermiş durumda. Neredeyse bütün biletleri çıktığı andan itibaren tükeniyor. Oyunu izlemeden bir yorum yapmak da zor, fakat izlenmesi gerekecektir zira bu yılki yerli oyunlar arasında en ön plana çıkan oyun gibi duruyor. 10 gün önce prömiyerini yapan oyun 7-8-9-10-11 Ocak tarihlerinde Cüneyt Gökçer sahnesinde sahnelenecek.

4- Sarı Naciye (Ankara Devlet Tiyatrosu):

Sarı Naciye
Bu yıl prömiyerini yapan oyun, şu ana kadar Ankara Devlet Tiyatrosunun 2013-2014 sezonunda en çok beğenilen oyunları arasına şimdiden girdi. Ankara izleyicisi tarafından tam not alan ve Recep Bilginer tarafından yazılan oyun Zafer Kayaokay tarafından sahneye konuluyor. Töre ve Göç konularının işlendiği oyunda, yıllarca Ankara Devlet Tiyatrosunda kapalı gişe oynayan Fosforlu Cevriye'nin Cevriyesi Feray Darıcı bu oyunda da başrolü üstleniyor. Feray Darıcı'nın Fosforlu Cevriye'deki performansı pek çok kişi tarafından oldukça başarılı bulunmuştu. Oyun 7-17 Ocakm tarihleri arasında  Akün sahnesinde sahnelenecek. Oyuna dair bir not: Benim gibi silah patlama sesinden ürken tiyatroseverler biraz diken üstünde olacaklar oyunu izlerken.

5- Tepegöz (Ankara Devlet Tiyatrosu):

Tepegöz
Turgay Nar kalemini çok sevdiğim ve farklı eserler ortaya koyan bir oyun yazarı. Daha önceleri Gizler Çarşısı isimli oyunu yine Ankara Devlet Tiyatrosunca sahnelenmiş ve büyük ilgi toplamıştı. Okuduğum oyunları da en az Gizler Çarşısı kadar ilgi çekici hatta belki çağdaş, sürreal kabul edilebilecek eserlerdi. Örneğin kısa oyunu Terzi Makası son zamanlarda okuduğum en iyi yerli oyunların kesinlikle başında gelir.

Geçtiğimiz aylarda prömiyer yapan Tepegöz de Turgay Nar'ın kaleminden çıkan bir oyun. Kemal Başar tarafından yönetilen oyunun ilgi çekici bir mistik havaya ve Turgay Nar'ın eşssiz kalemine dair izler taşıyacağı kesin. Oyun 5-7-10-14 Ocak tarihlerinde Büyük Sahne'de sahnelenecek.

6- Dar Ayakkabıyla Yaşamak (Ankara Sanat Tiyatrosu):

Dar Ayakkabıyla Yaşamak
Profesyonel, Buluşma Yeri, İntiharin Genel Provası gibi oyunları ülkemizde sahnelenmiş usta Yazar Duşan Kovaçeviç'in Dar Ayakkabıyla Yaşamak isimli oyunu Zurab Siharulidze rejisiyle sahneye taşınıyor ve Ankara Sanat Tiyatrosunca sahneleniyor. Duşan Kovaçeviç'in yazım kabileyiti ve Ankara Sanat Tiyatrosunun son yıllardaki, eski günlerini anımsatan ivmesiyle, izlenmesi gereken bir oyun Ankaralı Tiyatroseverlerle buluşuyor. 

"Sosyal ortamın istediğimiz gibi olamadığını herkes biliyor, herkes farkında… Sosyal hayattaki problemler hepimizi rahatsız ediyor ama bu problemleri hepimiz farklı şekilde algılıyor ve çözmeye çalışıyoruz. Çünkü hepimiz aynı çevreye ait olmamıza rağmen ayrı ayrı bireyleriz. Bu yüzden bakış açılarımız da bireyseldir, aynı problemler üzerinde bile. Ama bizi birleştiren ve omuz omuza getiren hepimiz için aynı tutkudur: YAŞAMA TUTKUSU… Bu oyunda biz hep beraber tek bir birey gibi çalıştık. Düşüncelerimizi, acılarımızı ve tutkumuzu bütün samimiyetimizle seyircimizin önüne koyduk. Umuyoruz ki düşüncelerimiz bizi size yakınlaştıracak."  tanıtım bültenine sahip oyun 5-11 Ocak tarihlerinde Ankara Sanat Tiyatrosunda sahnelenecek.

7- Kuklacı (Tiyatro Kafe):

Kuklacı
Cafe Tiyatro ve Bar Tiyatrosu konseptlerine karşı ve mesafeli olsam da tiyatro adına yapılan her çalışma takdiri hak etmeli. Cantuğ Turay yönetimindeki Tiyatro Kafe / Ritüel Sanat Merkezi de Ankara'da yıllardır istikrarlı bir şekilde faaliyet gösteren tiyatroların başında geliyor. Dediğim gibi bu konseptteki oyunlara karşı ve mesafeliyim fakat yıllardır yetenekli oyuncular bu sahnede izleyiciyle buluşuyor.

Kuklacı oyunu ise ilginç bir oyun. Aslında Cafe Tiyatro konseptinde düşünülmesi enteresan. Zira oyun bir gerilim. Cafe Tiyatrolarda görmeye alışık olduğumuz komedi unsurundan uzak ve hatta çok göndermeli, bol altmetinli izleyiciyi oldukça etkileyecek bir texte sahip. Gardner Mckay tarafından yazılan oyunun orjinal ismi "Toyer" yani esasen "Oyuncakçı" anlamına geliyor. Kurbanlarını bir ilaç ile paralize edip onları birer oyuncak'a/kukla'ya dönüştüren ve öldüren bir seri katil ile, bu seri katil üzerine araştırmalar yapan bir psikoloğun hikayesini anlatıyor. Oyucakçı ismi yerine Kuklacı ismi tercih edilmiş. Oyun metnini bilen birisi olarak bunun yanlış bir seçim olmadığını aksine oyunu iyi yansıttığını düşünüyorum. Oyun daha önce Oyun Atölyesi tarafından da sahnelenmişti ülkemizde.

Alternatif Tiyatro eksikliği çeken Ankara'ya yeni bir soluk getirebilir bu oyun. Her ne kadar Cafe Tiyatro konseptli bir yerde sahneleniyor olsa da yer yer In-Yer Face yer yer bol gerilimli ama özellikle sağlam metni ve göndermeleriyle dikkat çeken bu oyunu izlemekte fayda var. Oyunun texti gerçekten harika. Karakterlerin  isimlerinden kullanılan metaforlara kadar yazar başarılı bir altmetin hazırlamış. Oyun 8 Ocak tarihinde Ritüel Sanat Merkezinde sahnelenecek.


8- Diğer Oyunlar:

- Dostlar Tiyatrosu / Turne: Yaşamaya Dair (10 Ocak 2014 Cuma)

- Ankara Devlet Tiyatrosu:  En Son O Gitti, Nereye, Nehir, Bizim Yunus, Nalınlar

- Yutt Sanat: Bavul - Bir Ağırlık Yetim-i (11 Ocak 2014 Cumartesi), İyi Düşün Güzel Yaşa (7 Ocak 2014 Salı)

 - Ankara Sanat Tiyatrosu: Halktan Biri (11 Ocak 2014 Cumartesi), Selamün Kavlen Karakolu (10-12 Ocak 2014) 

- Müjdat Gezen Sanat Merkezi: Hitler ya da Özgürlük (11 Ocak 2014 Cumartesi)

- Başkent Kültür Sanat Tiyatrosu: Kanlı Nigar (11 Ocak 2014 Cumartesi)

- Ertan Gösteri Merkezi: İyi Saatler Olsun (10 Ocak 2014 Cuma)

- Mediamixer: Kırmızı Başlıklı Kızın Suçu Ne Tarkan'ın Yolu (6 Ocak 2014 Pazartesi), Yaratılış Efsanesi (13 Ocak 2014 Pazartesi)

- Tiyatro Kafe: Matruşka (11 Ocak 2014 Cumartesi)